Dalpi.org
9May/110

Futbol

Futbol hakkında yazı yazmayı beceremiyorum ve bunun farkındayım. Açıkçası elimden geldiğince futbol konusundan uzak durmaya çalışıyorum. Ancak Bursa ile Beşiktaş arasında yaşanan son olaylar beni futbol hakkında yazmaya sevketti. Asla fanatik birisi olmadım. Tribünlerde bağırmadım. Yeteneğin Y'si bile yoktur bende. İyi bir PES-FIFA oyuncusu bile değilim. Manchester City'i küçük gördüğüm için arkadaşlarım tarafından futboldan anlamadığım bile iddia edildi. Anlamasam bile futbolu çok sevdiğimi söyleyebilirim. Ortaokul yıllarında yapılan ¨Özürlü Gencin Yaşama Sevinci¨ isimli salak espiriye benzer bir şekilde severim futbolu. Asla canlı izleyemeyeceğim yıldızlar için severim futbolu. Futbol tarihini anlatan kitaplarda okuduğum yıldızlar için futbola ilgi duyuyorum derim. İstikrar abidesi olan Sir Stanley Matthews, Binbaşı Ferenc Puskas, Kayzer Franz Beckenbauer, Bombacı Gerhard Muller, Füzeci Bobby Charlton, Zamanın Durduğu Duncan Edwards, Garip Sevinçlerin Adamı Elber, Asi Çocuk Diego Armando Maradona, Kumandan Gheorghe Hagi ve öldüğünde asla tanışamayacağım diye ağladığım 5. Beatle George Best'in anısı için futbolu severim.

7May/110

Gözlükler

İngilizler hakkında sevdiğim bir şey varsa o da müzikleridir. Bir de aksanları. Özellikle ingilizce gözlük anlamına gelen ¨glasses¨ kelimesinin söylenmesi gerçekten garip bir şekilde hoşuma gider. Burada konu benim ingilizlere olan sevgim yada takıntılarım değil. Burada önemli olan kızların ve beni şaşırtacak şekilde erkeklerin bu gözlük olayına aşırı takmış olmaları. Asla ama asla moda ile ilgili yazı yazmıyacağım diyordum kendi kendime ama dün dündür bu gün bugün. Hem klasik bir moda yazısı yazmam diyorum. ¨Kendi gömleğimizi yapmak¨ veyahut ¨5 dakikada güne hazırlanmak için rehber¨ gibi saçmalıkların tarzında olmayacak. Yada olmamasını umut ediyorum

23Nis/113

Entelektüel Kıroluk

Ünlü Fransız yazar Voltaire'in çok ünlü bir lafı vardır. ¨Tanrım sen beni dostlarımdan koru, düşmanlarım ile ben başa çıkabilirim.¨ şeklinde oluğunu hatırladığım bir laftı. Voltaire'in iznini almam ne yazık ki imkansız. Ancak bu lafı günümüze uyarlamayı düşünüyorum. ¨Tanrım sen beni entel görünümlülerden koru, diğerleri ile ben başa çıkabilirim.¨

Bu yazıyı yazma sebebim aslında oldukça fazla. Öncelikle bir şey bilmeden ahkam kesmekteyi hobi olarak bellemiş insanların etrafımı doldurmasından oldukça fazla sıkıldım. Bu insanların kendilerini bir süperstar gibi görmeleri artık sinirimi bozdu. Her yazımda olduğu gibi bu yazı hayatımda karşılaştığım insanlar yüzünden yazıldı. Bu yazıyı yazmayı 2-3 haftadır da düşünüyordum.  İçinde kendimce koyduğum mesajlar var. Ancak kıt kanaat bildikleri ile ortalıkta ahkam kesmeye çalışan çakma Hıncal Uluçları görünce insan ister istemez sinirlenebiliyor.

Kimdir bu entelektüel Kırolar? Her gün etrafımızda gördüğümüz insanlar bunlar. Daha önce dediğim gibi her konuda fikir sahibi olurlar ama ne hakkında konuştuklarını anlamazlar. Müzik bakımından ¨Nothing Else Matters Metallica'cısı, Yesterday Beatles'çısı veya My Way Frank Sinatra'cısıdırlar.¨ Popüler kitapları okuyup sadece kendileri okumuş gibi etrafa kısık bakışlar atarlar. Bir şey dinlemedikleri halde kulaklığı kulaklarına takıp kız kesmeye çalışanlardır.

Kısacası olmayan bilgilerini en az kendileri kadar boş olan karşı cins üyelerini kafalamak için kullanan bir nevi çakallardır bu entelektüel kırolar. Açıkçası benim gözümde insanlar tarafından dalga geçilen Nihat Doğan kadar değerleri yoktur.

17Nis/111

Tehdit

Blog işine başladığım zaman tehdit edilmeye hazır olduğumu düşünüyordum. Ama beni kim neden tehdit edecek ki diye soruyordum kendime. Sonuçta kültür-sanat hakkında yazı yazacaktım. Pink Floyd'un Dark Side Of The Moon albümünün en iyi şarkısı Time'dır deresem eğer Money severler tarafından ölüm tehditleri almazdım elbette. Bu kadar fanatik bir okuyucu kitlem yoktu. Sonra işler değişti. Blog kültür-sanat rotasından çıktı. Kişisel bir site olma yoluna girdi. Açıkçası kültür-sanat işini kotaramadım. Yapabileceğimi düşündüm ama kendimi tekrar etmekten korktum. Blogun rotasını kişisel tarza yönelttim. Böylece her türlü konuda yazma özgürlüğüm olacaktı. Ama unuttuğum bir nokta vardı. İnsanların en azından benim kadar anlayışlı olduklarını düşünüyordum.

7Nis/110

Halk Ozanları

Son zamanlarda ¨sosyal medya¨ lafı çok popüler oldu. Peki nedir bu sosyal medya? Bloglar, Twitter, kimi Facebook Sayfaları vs. Sosyal Medya gerçekten güzel bir şey. Uygun kullanıldığı zaman belki de gazete okumayı bile insanların kafasından silebilir diye düşünüyorum. Zaten Spor Blogları sayesinde artık kaç kişi saçma spor gazetelerine para veriyor ki? Buna ¨iddaa¨ denilen saçmalığın bağımlısı olanları ayrı tutuyorum elbette. Daha önce Twitter ve Facebook hakkında yazdığım yazıları okumuştunuz. Kabul etmeliyim ki Twitter'ın bu kadar yozlaşacağını tahmin etmemiştim. Herkes her şeye muhalif her şeyde bir sorun arıyorlar. Tamam kabul ediyorum bende öyle birisiyim. Asla her şeyi kabullendiğimi söylemedim.

7Nis/111

Değişim

The Godfather filmlerinde vurgulanmak istenen tek bir cümle vardır. Reddedilmeyecek teklif değil. Vurgulanmak istenen ana cümle ¨times are changing¨ dir. Zaten zamana uyum sağlayamadıkları için bir ailenin çöküşünü görüyoruz filmde.

Bu yazıda filmi anlatmayacağım. Hatta zamanın değişmesini de anlatmayacağım. Anlatacağım şey kişisel değişim. Elbette Mümin Sekman gibi ¨Etrafa bakın. Sizde başarabilirsiniz.¨ türevi şeyler yazmayı planlamıyorum. Zaten yazamam da. İnanmadığım bir şeyi yazamam prensip gereği. Benim vurgulayabileceğim tek cümle olsa olsa ¨Etrafa bakın. Herkes mutsuz. O yüzden mutluluğu aramak için sahte karakterlere bürünmeyin.¨ olurdu.

7Nis/112

Sanal Milliyetçilik Virüsü

Eskiden ¨Facebook hesabım yok¨ diyenler horgörülürdü. Şimdi ise Facebook hesabının olmaması marifet. Hiç bir zaman Facebook'u savunmadım ama bu kadarı benim için bile hoşgörü sınırını aştı. Nedeni ise basit. Facebook'un politize olması. Herkes ya muhalif yada kafatasçı. Bir de benim gibi her şeye sinir olanlar var ki onlarda ayrı bir yazı konusu olabilecek nitelikte.

Öncelikle Facebook'ta nasıl popüler olunur onu anlatmam gerekiyor. 1. Adım içkili güzel bir profil resmi koyun. İlk adımı yaptığınıza göre muhalif kimliğe bürüneceksiniz. Eğer profil resminize Türk Bayrağı koyarsanız milliyetçi yapıda olacaksınız. Ayrım bu kadar basit. Farklı pencerelerden aynı manzaraya bakıyorsunuz sadece. Her ne kadar farklı olduğunuzu düşünüyorsanız da aslında birbirinizin karbon kopyasısınız. Bunu söylemem gerekir. Kendinze bir hayran kitlesi bulduktan sonra saçmalamaya, pardon insanları aydınlatmaya başlayabilirsiniz. Kolay gelsin. Popüler olacağınıza garanti veririm. Kendinize ait hayranlarınız bile olur. Zaten bu işe o yüzden girmediniz mi?

7Nis/110

İstismarı Kanıksadık Mı?

¨Bir kişinin ölmesi trajedi, Bir milyon kişinin ölmesi ise sadece bir istatistiktir.¨ demiştir ünlü Rus diktatör Joseph Stalin. Bu duygu yoksunluğu sadece ölümlerde geçerli değil ne yazık ki. İnsanoğlunun bir olaya verdiği ilk tepki ile son tepki arasındaki fark çok fazladır. Şehit haberleri, tecavüz haberleri, savaş haberleri de buna dahil. Gün geçtikçe olaylara karşı bilinçli bir hissizlik duyuyoruz. Bu olayları kanıksadığımızı gösterir. Kanıksamak ise kabullenmektir.

Önceden karşı olduğumuz olaylara daha sonra tepki gösterememiz ise ancak bununla açıklanır. Sadece medya ürünleri için geçerli değil bu söylediklerim. Örneğin kantin fiyatlarını yüksek bulduğunuz zaman boykot etmeyi düşünebilirsiniz. Hatta boykot bile edebilirsiniz. Ama çoğunlukla - ki istisnaları var- belli bir süre geçtikten sonra kantin fiyatlarına ses etmemeye başlayacaksınız. Ertesi sene kantin zam yaptığında geçen sene karşı olduğunuz fiyatları savunacaksınız. Bu da sizi bir kısır döngüye sürükleyecek. Bilinçli bir hissizlik hissi yaşayacaksınız. Alttan alıp görmezden geleceksiniz. Ama durum değişmeyecek. Her seferinde kullanılacaksınız. Evinizde oturup film veya televizyon izlerken bile. Yada sinemaya gidip hoş vakit geçirmeye çalışırken bile...

7Nis/110

Bob Ross

Bir çoğumuz Bob Ross'u tanıyoruz aslında. Bonus kafalı ressam dersek hepimizin aklına kendisi gelir zaten. Koyduğum resimde muhtemelen TRT'de yaklaşık 100 defa yayınlanmış bir bölüme aittir büyük bir ihtimalle. Burada benim amacım sizlere Bob Ross'u tanıtmak değil zaten. İstesemde tanıtamam zaten. Söyleyebileceğim tek şey Bob Ross'un kendi tekniğini geliştirmiş olan çok başarılı bir ressam olduğudur. Peki ben bu yazıda ne yazacağım? Bob Ross başlığı altında Bob Ross'u tanıtmayacaksam ne yapacağım? Cevap basit. Bob Ross hepimizin Televizyonda uzun yıllar boyunca gördüğümüz bir şahıs. Bu yıllarda neler değişti acaba kendimde onu merak ediyorum. Bu yazı aslında bir özeleştiri, bir feryat, bir kendini rahatlarma ve tatmin. Anlayacağınız bu yazının konusu ben Bob Ross sadece kullandığım bir yargı. Zaten konu ben olmasaydı ¨Kişisel¨ kategorisine yazmazdım bu yazıyı.

7Nis/110

Boğaz, Kömür, Para ve Sinir

İstanbul güzel şehir. Sadece boğazı yeter İstanbul'un insanı bütün dertlerden uzaklaştırmaya. Ne yazık ki bazen insanı asıl dertlendiren İstanbul oluyor. Doğrusunu söylemek gerekirse İstanbul'da yaşayan tipler oluyor çoğu zaman bu dertlerin sebebi. Bu insanların nerelerde yaşadıklarını biliyorsunuz elbette yada nasıl olduklarını. O yüzden burada tek tek yazmaya gerek yok. Sonuçta herkesin bildiği şeyleri yazarsam insanlar beni neden okusun ki?