Freak Show
Özellikle Siyasi tartışmalarda son zamanlarda en çok kullanılan kelimelerden birisi oldu artık ¨ucube¨ sözcüğü. Seçimler bitti, zıt görüşlü arkadaşlarımız ile kavgamızı ettik, halkımıza aptal dedik oldu bitti bir seçim dönemini kapattık. ¨Freak Show¨ olarak tanımladığım şey siyasilerimiz falan değil bunu başta söylemem lazım. Televizyonda izlediklerimize Freak Show demeyi uygun gördüm ben. Özellikle de ¨Survivor¨ adlı program yada yarışma ve onun meşhur ettiği yeni halk kahramanlarımız.
Yaz Dizileri
Yazın ortasındayız tam. Ekran diziler ile yarışmalar ile doldu taştı. Yine. Zaten dizi mantığı tam oturmamış ülkemizde yaz dizileri tam bir işkence oluyor. Bazen düşünüyorum. Kışın oynayan dizilerimiz ne ki yazın oynayan dizilerimiz güzel olsun. Sadece 1-2 tane yaz dizisi bence bu sene için iyi. Zaten son özellikle son zamanlarda Amerikan dizilerinden oldukça ¨esinlenen¨ dizilerimizinde durumu farklı değil. Benim en çok beğendiğim Avrupa Yakası bile bir Seinfeld klonuydu.
Asıl konu bu değil. Asıl konu insanlarımızın bu dizileri kabullenebilmesi. Sürekli bağıran, karşısındakine hayvan muamelesi eden bir insanı örnek alabilmesi. Emin olun dizi izlemek yerine History Chanel'ı izlesek veya National Geographic izlesek daha iyi olur bizim için. Sürekli aynı konuları işleyen dizileri izlemektense bu bahsettiğim kanalları izlemek benim daha çok hoşuma gidiyor.
Türk Dizi sektörü tam anlamıyla bir çöplük. Aynı oyuncular, aynı konular, aynı mekanlar. Artık Mafyalardan, kan davalı insanlardan, über zenginlerden yada ağalardan sıkıldım. Bayık aşk hikayeleri de belli bir süreden sonra insanı sıkıyor.
Diyeceğim odur ki: Televizyonun yeni yüzlere, yeni tarzlara ve yeni konulara ihtiyacı var. Abd'den aldığımız yarışmalar ile yada diziler ile olmaz bu iş. Daha çok talkshow'a ve daha yaratıcı dizilere ihtiyacımız var. En azından aşık olan liseliler yerine, basit bir öğrenci evi sit-com'u çekmek bana daha mantıklı gelir. Haksız mıyım? Hamile kalan lise öğrencileri tam olarak bizi mi yansıtıyor? Bu mudur Türk öğrencisi?
Hatırladığım kadarıyla aklı fikri sekste olan insanlar değiliz. Kızlarımızın amacı da sevişmek değil (Kabul ediyorum bir kısım kızların aklı orada. Bir sonraki yazım onlar hakkında) ve lisede hamile kalan arkadaşım da yok. Demekki bu dizi beni yansıtmıyor. Kurşunlanan arkadaşım yok. Nasıl 70'li yılların filmlerinde gençler discolarda Beatles dinleyip uyuşturucu kullanıyorlarmış gibi komik bir biçimde gösteriliyorsa günümüz sevişgen liselileride ileride bize aynı derecede komik gelecektir.
Popüleriz Ama Ya Kalite?
Yaz Gecesi Şovu
Evet farkındayım son zamanlarda Ntv kanalına taktım biraz. Ama ne yalan söyleyeyim yayınladıkları programlar, spikerleri ve yorumcularının Türk Televizyonu için farklı bir renk, farklı bir tat olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda dikkatimi çeken bir program var Ntv’de. Adı da başlıkta da gördüğünüz gibi Yaz Gecesi Şovu.
Fark ettiğiniz gibi Türkiye’de sınırlı sayıda talkshow programı var. Bunun nedeni ise biraz garip. Halkımız her talkshow programını maalesef Conan O’Brien veya veya David Letterman ile kıyaslıyor. Bu durum da sunucuları ve yapımcıları rahatsız ediyor haliyle.
Öncellikle bu programı seçmemin sebebini açıklayım: Türkiye’de yayınlanan “talkshowların” kemikleşmiş bir izleyici profilleri bulunuyor. Ne yazarsam yazayım hiçbir izleyici, kendi sevdiği program hakkında yazılan bir eleştiriyi okumaz. Okusa bile hemen şu cümleleri yapıştırır; “Ukala herif çok biliyorsan sen yap bir programda seni izleyeelim” Ancak eğer yeni başlayan bir programı seçerseniz size karşı olacak potansiyel tepki makul bir seviyede kalır. Bunun nedeni ise yeni başlayan bir programa körü körüne fanatik olacak kimse yoktur. Ancak yine de eleştirmenlik ile ukalalık arasındaki ince bir çizgi vardır.
Gelelim programımıza… Yaz Gecesi Şovu Ntv’de hafta içi her gün saat 23:00 – 00:20 arasında yayınlanıyor. Çok geç sayılmaz. İşe gidenler bile rahatlıkla izleyebilir. Programın başlayacağını bir gazetenin televizyon ekinde küçücük bir yazıda gördüm. Maalesef hala çoğu kişi böyle bir program olduğundan habersiz. Bana kalırsa programa basında daha çok yer verilmeli çünkü gerçekten Türkiye standartlarının üstünde bir program.
İlk başta dediğim gibi programa basında çok az yer verildi ama Ntv’de ki tanıtım beni bir anda küçüklüğüme götürdü. Eskiden müziğini duyduğumda korkumdan ağlamaya başladığım, masmavi ekrana bakamadığım hatta dilimize “parliament mavisi” terimini katan “Parliament Pazar Gecesi Sineması’na” benzettim (Hatırlayanlar için Parlement Sinema Kulübü Pazar Gecesi Sinemasını sunar) . Korkmam gerekirken ilgiyle reklamı izlemeye başladım. Spor Cafe reklamını ne kadar beğenmediysem bu reklama o derece aşık oldum. Arkada çalan blues-jazz karışımı o harika müzik de beni çok etkiledi.
Sunuculara gelirsek: Bir talkshow’da en önemli iş sunucularındır. Konuklarına uygun soruları sormalı programı da tekdüzelikten kurtarmalıdır. Yaz Gecesi Şovu’nda işini harika yapan iki sunucu ile karşılaşıyoruz. Birincisi programı ilk izlediğimde bana “Allah Allah Back To the Future’mı yayınlanıyor bu saatte” dedirten usta sanatçı Yekta Kopan. İkincisi de -bu sitede hakkında yazdığım ve bana çok anlayışlı bir mail atan- Spor Cafe’nin sempatik sunucusu Burcu Esmersoy. Aklıma takılan şey Burcu Esmersoy’un spor haricinde bir program sunmamış olması. Burada bir tecrübesizlik olduğunu düşünüyordum ilk başlarda. Hatta hemen hata aramaya bile başladım yazmak için ama sağ olsun Burcu Hanım çok az hataya imza attı. Kendini geliştirmeye önem verdiğini düşünüyorum.
Sunucular birbirlerini harika tamamlıyor. Çoğu izleyen tarafından “Yekta Kopan Şov” olarak nitelendirilse de sunuculardan birinin eksikliği ya da birinin o günkü pasifliği hemen fark ediliyor. Yekta Bey o günkü konukları kendine has üslubu ve kadifeye sesiyle imtihan ettikten sonra Burcu Hanım önündeki dizüstü bilgisayardan okuduğu izleyici e-postalarında olan soruları konuklarına soruyor. Murat Boz’un konuk olduğu gün oldukça fazla e-posta attım. Bunlardan biri de soruldu. Şahitlik edebilirmki e-postalarımız gerçekten okunuyor.
Burcu Hanım ve Yekta Bey konuklarını rahatlatıyorlar, üzerlerindeki baskıyı alıyorlar. Ancak şunu ifade edebilirim ki sunucuların ve konuğun önündeki “Interstar zamanından kalma” mikrofonlar çok kötü bir görüntü oluşturuyor. Başka bir eleştirim de yoldan gelen sesler. Aslında o sesler konusunda yapılabilecek bir şey yok ama program sırasında dışardan gelen araba, kamyon vs. sesleri insanın dikkatini dağıtıyor.
Bu kadar eleştiriden sonra birkaç övgü cümlesi yazmak istiyorum. Burcu Hanım’ın ve Yekta Bey’in program yapılırken oldukça eğlendiği ekrana yansıyor. Bunun üstüne gelen konuk da havasındaysa program mükemmel olma noktasına geliyor. Programı izlerken bazen arka plan’a dalıp gidebiliyorsunuz. Bence şu ana kadar izlediğim yerli talkshowlar arasındaki en başarılı arka plan. Bazen arka plana bakarken gerçekten orada rüzgarı ben yiyorum gibi hissediyorum. Ama yinede arka plana dalmayalım diye bir önlem almışlar sanırım. Onun adıda spot ışıkları(!). Gece Trafikte motorlu taşıtlarda kullanılan uzun farların gözünüze gelmesi gibi bir etki yapıyor spot ışıkları. Bazen de kamera açıları can sıkabiliyor ama en azından tahammül edilebilir düzeyde oluyor.
İçerik olarak da klasik bir talkshow programı ama samimi bir ortamda geçmesi ve sunucuların çok sempatik olması program için bir avantaj. Fakat önceden değindiğim gibi içerik olarak herhangi bir yenilik yok. Burcu Hanım e-posta okumaya çok zaman harcadığı için programın kontrolü çoğu zaman Yekta Bey’e geçiyor.
Unutmadan programa katılan sanatçıların şarkılarını icraa etmeleri için bir orkestra kurulmuş. Orkestra’nın mükemmel olduğunu düşünüyorum genellikle reklamlar olurken ekranlarda orkestra canlı müzik yapar ve reklamlar bittiğinde 3-4 saniyeliğine duyarsınız müziği. Buradan anladığım kadarıyla Jazz-Blues bir repertuarları var kendilerinin.
Puanlama aşamasına geçmeden önce yazmak istediğim son bir şey var: Ntv “Yeşil Ekran” çerçevesinde bu programı devam ettirmeli. Gerçekten özgün bir talkshow programı. Bu Programın yapımında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum ve özellikle de sunuculara ve orkestra’ya ayrıca teşekkür etmeyi kendime bir borç biliyorum. İlgiyle izlenmesi gereken bir program. Ünlülerimiz ile samimi bir ortamda konuşulması ve tam anlamıyla bir sohbet ortamında geçmesi de aklıma gelen son iyi noktaları.
Puanlama:
Reklam:10/10
Sunum:9/10
Orkestra: 10/10
İçerik: 8/10
Kişisel Puan: 9/10
Genel toplam: 46/50
Burcu Esmersoy ile Spor Kafe
Burcu Esmersoy oldukça sevdiğim birisidir. Onun hakkında eleştiri yapıp yapmamayı çok düşündüm ancak ona duyduğum sevgim eleştiri yapmama engel olamayacak. Umuyorum ki Burcu Esmersoy da bu yazımı okur günün birinde. Spor Cafe programı hakkındaki eleştrilerimi şöyle sıralayabilirim
İlk başta programın reklamı fiyasko. Burcu Hanım 3 farklı kıyafet içinde hoplayıp zıplıyor. Kıyafetler de rüküş ötesi. Ancak bu, programın Türkiye şartlarına göre iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Programı 2 ana bölümde inceleyebiliriz: Spor kısmı ve konuk kısmı. Spor kısmında maalesef Burcu Esmersoy’a ortalama bir not vermek zorundayım. Şu ana kadar takılmadan haberleri sunduğu bir güne rastlamadım. Ancak bir bayan olması ve işini bilmesi puanımın çok kötü olmamasını sağlıyor. Wikipedia’da Burcu Esmersoy’un ileri derecede İngilizce bildiği yazıyor. Bu programı izledikten sonra buna emin oldum bende. Bunun nedeni Burcu Esmersoy’un telaffuzları gerçekten iyi. Kendine spor spikeri ya da yorumcusu diyenlerden çok ama çok farklı aynı zamanda bilgili de. Ancak haberlerde takılmasa ya da -insanı rahatsız eden tek hareketi olan- haberleri okurken gülmese mükemmel diyeceğim. Aslında gülmesinden şikayetçi değilim. Ama jest ve mimiklerini 1-2 haber yerine çoğu haberde kullanıyor. Buna rağmen, programın başında prompter’e attığı o öldürücü bakış bunları kapatıyor diyebiliriz.
Program genel olarak Türkiye ve Avrupa Liglerini konu alıyor. Ancak sadece futbol değil, basketbol ve diğer spor branşları hakkında da yeterince bilgi veriliyor. Ntvspor amatörleri de unutmamış. Ancak başka bir programda amatörlere yer verildiği için, spor cafe’de amatörlere yer yok
Geldik programın ikinci kısmına. Ünlü konukların ağırlandığı kısma. İlk izlediğim programda şansıma başka bir Ntv spikeri -ki kendisinide çok takdir ederim- Banu Güven katılmıştı. Diyaloglar çoğunlukla spor merkezliydi. Ancak bu her zaman öyle olmuyor. Mesela geçen gün Sarp Apak konuktu. Spor ile başlayıp dizilere müziğe kaydı konuşma.
Burcu Esmersoy konukların yanında konuşmayı yönlendiren kişi olarak görünüyor. Bence bu işi de oldukça iyi yürütüyor. Konukları idare etmesine ve konukların konuştuğu konulara katılımına bakarak bu kısımda ben kendisine oldukça yüksek bir puan veriyorum.
Saat 17:00′da başlayan program saat 18:00′a kadar sürüyor. Çay saatinde iyi giden bir program olduğunu düşünüyorum. Ancak programın büyük bir kısmı Burcu Esmersoy’un keyfine göre şekilleniyor. Eğer Burcu Hanım’ın keyfi yerindeyse 1 saat çabucak geçiyor. Fakat Burcu Hanım neşesiz ve konuklarına karşı soğuk davranıyorsa 1 saat’i spor için değil, sırf Burcu Esmersoy için izlediğim oluyor. Bu yüzden program içerik bakımından çok iyi olmasına rağmen bazen çekilmez olabiliyor. Son cümlelerimde iyi birşey yazayım. Saat 17-18 arası tam da Yemekteyiz ya da başka türde halkın geneline hitap eden bir sürü program arasında, Spor Cafe’nin kemikleşmiş bir izleyicisi var. Bu oldukça güzel bir şey. Bu saatte böyle bir program yaptıkları için emeği geçen herkezi kutlarım. İlgiyle izlediğimi kabul etmeliyim. Geldik Puanlamaya:
Sunum:7/10
İçerik:10/10
Spor Kısmı:7/10
Konuklu Kısım:9/10
Ekran Başında Tutmak:10/10
Toplam:43/50





