Röportaj
Bundan sonra yeni bir bölümümüz açıldı. Röportaj bölümü. Herkes ile röportaj yapabilirim artık. Ünlü, arkadaşım, yolda gördüğüm farketmez. Röportaj bölümünün ilk röportajını ilginç ve kendisini çok sevdiğim hatta bana idol olan arkadaşım Dinemis ile yaptım. Beğenmeniz dileğiyle...
Robert'li olmak bazı durumlarda ayrıcalık olsa da
Öncelikle teşekkür ederim
Ama gizlice çalıştığım taktiklerim yok açıkçası. Yapı olarak insanları "kitle
Çok klasik olucak tabi ama annemin ölümüdür diyebilirim. 13 yaşındaydım, ve o günden beri biliyorum ki başına ne gelirse gelsin hayat hep akmaya devam ediyor, ona ayak uydurup uyduramamak sana kalmış. Ve "o olmadan yaşayamam" diyebileceğim hiçbirşey yok artık hayatımda, çünkü küçük bir kız annesi olmadan yaşamayı becerebiliyorsa kimse kimseye muhtaç değildir benim gözümde.
Muhtemelen Mısır firavunlarından bir tanesinyle.. Tanrı olduğuna inanmanın şişirdiği bir ego insana ne yapar bizzat görmek isterdim.
Hayır idolüm yok açıkçası. Parça parça benzemeyi isteyeceğim onlarca insan var ama toplu olarak herşeyini alacağım kadar muhteşem birini bilmiyorum. Belki içindeki vahşi kadını ve şevkatli yardımsever meleği çok güzel dengede tutan Angelina Jolie diyebilirim.
Sandığından daha ilginç bir insansın da ondan. Kafanda kendinle ilgili yarattığın imajı silsen benden çok daha cool insanlarla röpörtaj yapıyor olurdun zaten
The Virgins
Radiohead
Muse
Placebo
Fiona Apple
Audrey Hepburn filmlerini büyük keyifle, defalarca izleyebilirim. Özellikle Roman Holiday.
Bir lise öğrencisinin günleri nekadar ilginç geçebilirse.. Haftasonları sinema-yemek ikilisinden hoşlanırım. Bol bol sushi, kremalı makarna ve siyah et yer, limonlu ve taze naneli soda içerim.
Bir yılbaşında annemin aldığı dans edebilen ve ceketinde ışıklar yanan "Disco Sindy" bebek hala aklımdadır. Onun dışında 18. yaşgünüm için en yakın arkadaşımın aldığı kolye de çok özeldir.
Şizofreniye yatkın, biraz kendini beğenmiş, ruh hali çok çabuk inip çıkabilen, anlayışlı, hafif agresif.. Ama günün sonunda sadece Dinemis.
Ooo, buraya yazmak için fazla çılgın olduğunu söylesem yeterli olur sanırım!
İçerek, dans ederek, ve elimden geldiği kadar aptalca şeyler deneyerek..
En ihtiyacı olduğu anda benim için çok özel birinin yanında olamamıştım, hala içimdedir.
Tabi ki, izlemiyorum diyen de yalan söylüyordur. Özellikle Mad Jack ekranda belirdiği an başka hiçbirşeyin önemi kalmaz.
Tam bir Bugs Bunny hayranıydım. Daha sonra Full Moon geldi, tabi Kanal D'nin yayınladığı adıyla "Ay Savaşçıları". Kendimi onlardan biri gibi hayal etmek hoşuma giderdi
Hahaha bu soru beni çok güldürdü çünkü şuan aynen tarif ettiğin durumun içindeyim!
İlginçtir, yağmurlu havalarda çok hoşlanırım. Ama tabi ki hava kasvetliyse dışarıda olmak yerine evde DVD keyfi yapmayı tercih edebilirim.
Bu, üzerinde hiç düşünmediğim bir soru. İnan vericek bir cevabım yok, senin aklına gelen birşey olduysa ekle sonuna
Hayalimdeki eş, hafif uzun saçları ve kirli sakalları olan, salaş ama güzel giyinen, esmer-kumral, uzun boylu, tercihen bir mimar. Neden diye sorma, ben de bilmiyorum
Burası Türkiye Televizyon Böyle
John Lennon ile Röportaj

Biliyorum. Biliyorum. Biliyorum. Bu gerçekten kötü bir yazı. Ruh sağlığım hakkında şüpheye düşmenize gerek yok. Sadece yazabilir miyim diye düşünüp yazdım bu yazıyı. Uzun bir süredir yazı yazmıyorum. Bir nevi paslandığımı yada kafamın durduğunu hissetmedim dersem yalan olur. Sırf yazabildiğimi kendime kanıtlamak için bu yazıyı yazıyorum. Hem benim için de bir nevi alıştırma oldu bu. Büyük ihtimalle 1-2 hafta içinde beklediğim röportajı yapacağım ve bunun için çok heyecanlıyım. Bu röportajın ufak bir ön çalışma olduğunu varsaymanızı istiyorum sizden. Not: Bu kısım normalde sonda olacaktı. Ama sizin; “ne saçmalıyor bu salak yine?” şeklinde düşünmemeniz için bu kısmı başa koydum.
Dalpi: Merhaba. Şu anda hayatımın en garip dakikalarını yaşıyorum. Karşımda duruyorsunuz ve benle fotoğraf çektirdiniz. Hepimiz sizin 1980’de öldürüldüğünüzü biliyorduk. Peki ben bu röportajı nasıl yapıyorum?
John Lennon: Onu kendine sorman gerekir aslında. Bana kalırsa hayal gücünün olması bu durumu sağlamış olabilir sana. Ölmem konusuna gelirsek de sadece hayal ederek ölümü yenebiliriz. Buna inanıyorum ben. Ve bak şu an karşındayım ve benle röportaj yapıyorsun sen. Ancak röportajın konusunu iyi ayarlamalısın. Ben şahsen müzik ile ilgili sorularını tercih ederim kendi sorunların seni ilgilendirir.
D: Özür dilerim haklısınız. Neyse size sormak istediğim ilk soru şu: O şarkı sözlerinin hepsini siz mi yazdınız?
J.L: Evet! Yoksa bundan şüphen mi var. Biraz daha az klişe sorular sormanı beklerdim ben senden. Çünkü benimle kendin hakkında konuştuğunda farklı olduğunu söylemiştin. Dinle ben binlerce röportaj verdim. Hayatımda verdiğim en kötü röportaj olmasını istemiyorum bunun.
D: Yine haklısınız. Neyse merak ettiğim bir konuda şu: Ünlü olmak nasıl bir his? Siz ünlü değil de bir idolsünüz milyonların gözünde. Ölümünüzün 29. yılında bile hayranlarınız sizi unutmuyor.
J.L: Aah… Hayranlar. Gerçekten onlar sayesinde bu hale geldim. Bir ünlünün yapması gereken ilk şey hayranlarının isteklerine cevap vermektir. Bunu yapmayan biri sadece egoist olur. Bu
arada ölümümün 29. yılı da ne demek? Şu anda kiminle konuşuyorsun sen ?
D: Garip bir olay ama hayranlarınız etrafınızı sardığında şoförünüze; ”İsterlerse arabayı parçalayabilirler sonuçta bunu onlar aldı” demiştiniz. Bu şimdi baktığımızda gerçekten inanılmaz bir laf. Hele ki hiçbir özelliği olmayan insanlara taptığımız günlerde olduğumuzu düşünürsek.
J.L: Haha. Gerçekten iyi bir laf olmuş. Tabii her erkek özellikle bayan hayranlarını sever. Ama bizi listelerin 1 numarasına taşıyan kişiler hayranlarımızdı. Onlara karşı nasıl acımasız olabilirsiniz ki.
D: Peki aynı hayranlarınız sizi “ Şimdi İsa’dan daha popüleriz” dediğiniz için bir kalemde silerken siz ne düşünüyordunuz?
J.L: Benim yaptığım talihsiz bir açıklama sonucu belki de hak ettiğim bir tavırdı bu. Ancak o zamanın şartlarında düşünürsek gerçekten haklıydım o zamanlar.
D: Ben size kırgınım aslında. Hayatınız boyunca Türkiye’ye hiç gelmediniz.
J.L: Bunun için beni suçlama. Ne yapabilirdim ki. Düşüncelerimiz çok ama çok farklı. Ancak Erkin Koray ile tanışıklığım var. Merak etme biliyorum sizi.
D: Beni bir konuda aydınlatır mısınız? Gerçekten Paul McCartney ile kavgalı mıydınız?
J.L: Tek kelime ile özetlersek Hayır! Paul benim için her zaman iyi bir arkadaştı. Hatta daha ötesiydi benim için. Sana Let it Be albümündeki Two of Us’ı dinlemeni öneririm. Aramızdaki ilişkiyi bundan daha iyi özetleyen bir şarkı yoktur.
D: Güzel bir şarkı gerçekten. Peki ya How do you sleep’i nasıl açıklayacaksınız?
J.L: Bir anlık öfkeyle yazılan saçma sözler. Sen annenle kavga ettiğinde ona hakaret etmiyor musun hiç?
D: Doğru. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Sizin hakkınızda değil de Paul hakkında sürekli olarak öldüğüne dair söylentiler yayıldı. Gerçeği benle paylaşır mısınız?
J.L: Ölmedi. Ölse bile müziği ve hayatı onu ölümsüz kılmaya yetti. Beni de. Bizim o zamanlar bestelediğimiz şarkılardan birini bestelese şimdiki sanatçı dediğiniz şarkıcılar, gerçekten 2000’li yıllara damga vuran kişiler olurlardı.
D: Daha fazla vaktinizi almamak için soracağım son sorum şu. Ölüm nasıl bir his?
J.L: İşte beklediğim soruya geldin sonunda. Keşke daha iyi bir şekilde ölseydim dediğim olmuştu tabii. Ancak 40 yaş gerçekten erken gibi biraz ölmek için. Merak etme canın acımıyor. Hatta sanki derin bir uykuya dalmak gibi. Kimsenin bir daha senin sesini duyamayacağı ve yaşasaydın kıymetini bileceklerini düşündüğü bir zaman dilimi. Ama yaşadığın zaman bu ilgiyi göremeyecek olman da senin için çok kötü. Bazen ölüm yaşamaktan daha iyidir ama bunu yaşamadan öğrenemezsin.
D: Gerçekten anlamlı bir laf oldu bu. Teşekkür ederim Mr. Lennon.
J.L: Ben teşekkür ederim. Ama unutma bunlar sadece senin kafanın içinde geçiyor. Ama bu gerçek olmadığı anlamında gelmez.



