Dalpi.org
29Oca/100

Röportaj

Bundan sonra yeni bir bölümümüz açıldı. Röportaj bölümü. Herkes ile röportaj yapabilirim artık. Ünlü, arkadaşım, yolda gördüğüm farketmez. Röportaj bölümünün ilk röportajını ilginç ve kendisini çok sevdiğim hatta bana idol olan arkadaşım Dinemis ile yaptım. Beğenmeniz dileğiyle...



Öncellikle merak ettiğim şey şu. Robert
Kolej'e gitmek nasıl bir duygu? Biz oraya gitmeyerek
yada gidemeyerek neleri kaçırdık?

Robert'li olmak bazı durumlarda ayrıcalık olsa da

bana kalırsa bir tercih meselesi. Yaptığı net bend
en çok daha yüksek olup amerikan sisteminde eğitim almak istemediği için bizi tercih etmeyen çok insan gördüm mesela.. Ama
bana kalırsa Robert'li olmak, güzel bir ayrıcalık. Dünyanın herbir yanından gelmiş, farklı hikaye ve tecrübelerle dolu öğretmenlerden öğrendiğim en ufak
şeyler bile biliyorum ki beni değiştirmekle birlikte geliştiriyorlar. Ayrıca kampüs yaşamı okulun en sev
diğim yanlarından birisi, çünkü İstanbul'un en güzel yerinde ormanın içinde haftanın 5 gününü geçirmek biliyorum herkesin tecrü
be edebildiği birşey değil :) Ama dışardaki insanların sandığı kadar, belki de daha fazla snob olsa
k da, inan okadar zeki değiliz hiçbirimiz. Sadece potansiyelimizi kullanmayı iyi öğreniyoruz.

Seni yaklaşık 5 senedir tanıyorum ve bana göre tanıdığım en cool insanlardan birisisin. Sırrın nedir yada cool olmak için
mi doğmuşsun?

Öncelikle teşekkür ederim :) Ama gizlice çalıştığım taktiklerim yok açıkçası. Yapı olarak insanları "kitle

meyi" sevmemem, duyduklarımı asla yargılamamam, herşeyin içinden gülünecek bir yer yakalamaya çalışmam etkili olmu
ştur sana çizdiğim bu cool imajına. Ama inan biraz daha fazla vakit geçirsen anlardın, ara sıra
yaptığım çocukluklarla sandığından daha az cool'um :)

Hayatta seni en çok etkileyen olay nedir? Kaç yaşındayken yaşadın bunu?

Çok klasik olucak tabi ama annemin ölümüdür diyebilirim. 13 yaşındaydım, ve o günden beri biliyorum ki başına ne gelirse gelsin hayat hep akmaya devam ediyor, ona ayak uydurup uyduramamak sana kalmış. Ve "o olmadan yaşayamam" diyebileceğim hiçbirşey yok artık hayatımda, çünkü küçük bir kız annesi olmadan yaşamayı becerebiliyorsa kimse kimseye muhtaç değildir benim gözümde.


Tanışamayacağını bildiğin halde en çok kiminle tanışmak isterdin?

Muhtemelen Mısır firavunlarından bir tanesinyle.. Tanrı olduğuna inanmanın şişirdiği bir ego insana ne yapar bizzat görmek isterdim.


Kendine idol olarak seçtiğin birisi var mı? Varsa kim? (benim idolüm sensin)

Hayır idolüm yok açıkçası. Parça parça benzemeyi isteyeceğim onlarca insan var ama toplu olarak herşeyini alacağım kadar muhteşem birini bilmiyorum. Belki içindeki vahşi kadını ve şevkatli yardımsever meleği çok güzel dengede tutan Angelina Jolie diyebilirim.


Bana küçükken nasıl tahammül ettin o kadar? Ben bile kendime tahammül edemezdim o zamanlar.

Sandığından daha ilginç bir insansın da ondan. Kafanda kendinle ilgili yarattığın imajı silsen benden çok daha cool insanlarla röpörtaj yapıyor olurdun zaten ;)

Dinlediğin sanatçılar kimler acaba?

The Virgins
Radiohead
Muse
Placebo
Fiona Apple


İzlemeye doyamadığın filmler?

Audrey Hepburn filmlerini büyük keyifle, defalarca izleyebilirim. Özellikle Roman Holiday.

Dİnemis'in bir günü nasıl geçiyor? Ne yer ne içersin?

Bir lise öğrencisinin günleri nekadar ilginç geçebilirse.. Haftasonları sinema-yemek ikilisinden hoşlanırım. Bol bol sushi, kremalı makarna ve siyah et yer, limonlu ve taze naneli soda içerim.

Şu ana kadar sana alınan en ilginç hediye nedir?

Bir yılbaşında annemin aldığı dans edebilen ve ceketinde ışıklar yanan "Disco Sindy" bebek hala aklımdadır. Onun dışında 18. yaşgünüm için en yakın arkadaşımın aldığı kolye de çok özeldir.


Kendini nasıl tanımlıyorsun? Bir dahi mi, bir şizofren mi yoksa sadece Dinemis mi?

Şizofreniye yatkın, biraz kendini beğenmiş, ruh hali çok çabuk inip çıkabilen, anlayışlı, hafif agresif.. Ama günün sonunda sadece Dinemis.


Yaptığın en büyük çılgınlık nedir?

Ooo, buraya yazmak için fazla çılgın olduğunu söylesem yeterli olur sanırım!

Eğer yarın son günün olsaydı yaşamının nasıl değerlendirmek isterdin?


İçerek, dans ederek, ve elimden geldiği kadar aptalca şeyler deneyerek..

Hayatındaki en büyük pişmanlığın nedir?

En ihtiyacı olduğu anda benim için çok özel birinin yanında olamamıştım, hala içimdedir.

Hala çizgi film izler misin?

Tabi ki, izlemiyorum diyen de yalan söylüyordur. Özellikle Mad Jack ekranda belirdiği an başka hiçbirşeyin önemi kalmaz.

Küçükken en çok sevdiğin çizgi film neydi?

Tam bir Bugs Bunny hayranıydım. Daha sonra Full Moon geldi, tabi Kanal D'nin yayınladığı adıyla "Ay Savaşçıları". Kendimi onlardan biri gibi hayal etmek hoşuma giderdi :)

Hiç kavga edemem dediğin bir arkadaşınla sudan sebepler yüzünden kavga edip onla hala konuşmama gibi bir durumun oldu mu?

Hahaha bu soru beni çok güldürdü çünkü şuan aynen tarif ettiğin durumun içindeyim!

Dışarısı seni ne kadar ilgilendirir. Hava yağmurlu ve karlıyken dışarı çıkamaz güneşliyken eve girmez misin yoksa hiç biri seni bağlamaz mı?

İlginçtir, yağmurlu havalarda çok hoşlanırım. Ama tabi ki hava kasvetliyse dışarıda olmak yerine evde DVD keyfi yapmayı tercih edebilirim.

Hangi ünlü kişinin sana karakter olarak benzediğini düşünüyorsun?

Bu, üzerinde hiç düşünmediğim bir soru. İnan vericek bir cevabım yok, senin aklına gelen birşey olduysa ekle sonuna :) Okumak benim için de ilginç olur.

Hayallerin neler? Hayalindeki eş hayalindeki araba hayalindeki yaşam?

Hayalimdeki eş, hafif uzun saçları ve kirli sakalları olan, salaş ama güzel giyinen, esmer-kumral, uzun boylu, tercihen bir mimar. Neden diye sorma, ben de bilmiyorum :) Hayalimdeki araba 1959 model bir Cadillac Eldorado. Yaşam da, herkesinki gibi aşağı yukarı. Bu tarif ettiğim güzel eşimle, 2 veya 3 güzel çocuğumla, sağlıklı ve uzun, içine binlerce anı sığdırılmış bir yaşam.. Ve en önemlisi, mümkün olduğunca az "keşke"lerimin olası gerip gönüp bakınca.

Kategori: Röportaj Yorum yok
6Eki/090

Burası Türkiye Televizyon Böyle


Televizyon izlemem pek. Sonuçta ÖSS yada adı her ne haltsa malum sınava hazırlanıyoruz. İzlemem pek hayırlı olmaz benim için. Zaten izleyecek çok bir şey yok artık televizyonumuzda.

Düşünüyorum da eğer 70'lerin sonunda doğmuş olsaydım epey ünlü olabilirdim. TV yapımcıları, oyuncuları ve çoğu spiker bizi; yani izleyicilerini, müşterilerini salak yerine koyarak ceplerini para dolduruyor. Bu işi bende yapabilirim sonuçta. Yurt dışından konseptleri arakla yada hiç bir özelliğin olmadan sadece şansına bağlı olarak dizilerde oyna. İnsanlar sana tapsın. Sen hakkettiğini düşündüğün fakat hiç hakkın olmayan o paraları sokaklara saç. Ah keşke bir 10-15 sene önce doğsaydım da bende nasiplenseydim bu nimetten.

Gelelim bu yazıyı neden yazdığıma. Beni tanıyanlar bilir; Televizyonda gördüğüm her şey hakkında fikrim vardır. Şu şöyle olsaydı bu böyle olsaydı şeklinde. En çok duyduğum laf da sizinde tahmin ettiğiniz gibi " Ulan Madem Çok İyi Biliyorsun Git Sen Yap" oluyordu daha çok. Son zamanlarda Televizyonlarda salaklık seviyesinin göz göre göre artmasından sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ama beni tetikleyen bu yazıyı yazmak için Sevgili arkadaşım Buğra'nın Twitter sayfasına yazdığı "saatlerce oturup su spor programlarini izleyen var midir?" yazısı oldu.

Televizyon kesinlikle gereklilik günümüz için. Ama biraz da kafamızı çalıştırsak hiç de fena olmaz değil mi ama? Günümüzde "Dejenere MTV Gençliği" olarak tabir ettiğimiz gençler yada Deniz Baykal'a " Siz Asmalı Konak'ta mı oynuyorsunuz? diye soran insanlar varsa; Adı önemsiz olan Kutu Açmaca(!) programında elemanlar para kazanınca sevinen para kaybedince ağlayan insanlar oldukça benim Televizyon'a karşı olan tavrım biraz daha şekilleniyor.

Daha diziler konusuna gelmedim bile. 2,5 saat süren kaliteli(!) dizilerimizin oyuncuları keşke 1,5 saat boyunca birbirlerine anlamlı anlamlı(!) bakmasalar diye düşünüyorum çoğu zaman. Yada RTÜK saçmalığı... Popüler dizilerimizin birisinde Ana karakterin Yengesiyle hoş olmayan bir ilişkisi var. Bakın RTÜK'ün tepkisi... Gençlerin Ruh Sağlığı Bozulmasın diye Sigara sahnelerini sansürlüyorlar. Yada iki erkek arkadaş konuşurken "Merhaba Sevgili Arkadaşım. Bugün Nasılsın Acaba?" türevi samimi ve yapmacılıktan uzak(!) sözcükler dökülüyor ağızlarından. Hiç komik olmayan komedi dizileri de örnek gösterilebilir. Buradan şunu anladım ben. Türkiye'de 3-4 kişi hariç Mizah yapılmıyor. Yaptıklarını düşünenler ise ilkokul esprileri seviyesini geçemiyor maalesef.

Yada yarışmalar. İlk çıktıklarında olay olmuştu Popstar türevi yarışmalar. Şimdi ise ekranlarda hala var. Kabul edilebilir. Ama çocukların olduğu yarışmalar gerekli mi sizce? Yada artık bilmem kaçıncı binincisi yapılan Alaturka yıldızımızı arayan yarışmalar? Onlarsız yaşayamıyor muyuz? Bakın BBG bile bitti artık dimi ama?

Türkiye'de işini layıkıyla yapan hiç mi kanal yok derseniz haksızlık etmiş olursunuz. Elbette işini layıkıyla yapan kanallarımız var. Ancak o kadar azlar ki. İsimlerini de vereyim sizlere. NTV, NTVSPOR, CNNTÜRK, HABERTÜRK, CNBC-E, E2 ve TNT. Ulusal kanallarımız bu isimlerini verdiğim kanallar hariç gerçekten acınası halde.

Son sözüm ise spikerlere: Lütfen bakın lütfen Biraz daha dikkat etseniz söylediklerinize. İçinizde işlerinizi çok iyi yapanlarınızda var ancak çoğunuz öyle takılıyorsunuz ki. Ben artık Televizyon'da haber izlerken ııı-eee şeklinde sesler duymak. Maç izlerken Oyuncunun kardeşinin manav dükkanı hakkında bilgi almak veya alakasız saçma şeyler duymak veya kulağımı parçalayan şen kahkahalar duymak istemiyorum pek. Saydığım kanalların spikerlerinin çoğu haricinde yine ülkemiz sınıfta kalıyor.

Ne dersiniz Sayın Televizyondan Sorumlu Elemanlar. İşinizi iyi yaptığınızı düşünüyor musunuz? Eğer daha iyisini yapabilirim diyorsanız lütfen biraz daha serbest olmaya çalışın. Biliyorum elbet daha iyisini yapabilirsiniz ama biraz da gençlere şans verseniz. Yapımcı, Senarist veya Oyuncu olarak. Artık sıkıldık sanırım biz aynı şeylerden. Yok eğer elimizden gelen budur. Daha iyisini yapamayız diyorsanız. Yenilik vakti olduğunu artık kalkmanız gerektiğini hatırlayın. Ama yook biz iyiyiz diyorsanız Size söyleyecek hiçbir şeyim yok artık.

9Eyl/090

John Lennon ile Röportaj


Biliyorum. Biliyorum. Biliyorum. Bu gerçekten kötü bir yazı. Ruh sağlığım hakkında şüpheye düşmenize gerek yok. Sadece yazabilir miyim diye düşünüp yazdım bu yazıyı. Uzun bir süredir yazı yazmıyorum. Bir nevi paslandığımı yada kafamın durduğunu hissetmedim dersem yalan olur. Sırf yazabildiğimi kendime kanıtlamak için bu yazıyı yazıyorum. Hem benim için de bir nevi alıştırma oldu bu. Büyük ihtimalle 1-2 hafta içinde beklediğim röportajı yapacağım ve bunun için çok heyecanlıyım. Bu röportajın ufak bir ön çalışma olduğunu varsaymanızı istiyorum sizden. Not: Bu kısım normalde sonda olacaktı. Ama sizin; “ne saçmalıyor bu salak yine?” şeklinde düşünmemeniz için bu kısmı başa koydum.

Dalpi: Merhaba. Şu anda hayatımın en garip dakikalarını yaşıyorum. Karşımda duruyorsunuz ve benle fotoğraf çektirdiniz. Hepimiz sizin 1980’de öldürüldüğünüzü biliyorduk. Peki ben bu röportajı nasıl yapıyorum?
John Lennon: Onu kendine sorman gerekir aslında. Bana kalırsa hayal gücünün olması bu durumu sağlamış olabilir sana. Ölmem konusuna gelirsek de sadece hayal ederek ölümü yenebiliriz. Buna inanıyorum ben. Ve bak şu an karşındayım ve benle röportaj yapıyorsun sen. Ancak röportajın konusunu iyi ayarlamalısın. Ben şahsen müzik ile ilgili sorularını tercih ederim kendi sorunların seni ilgilendirir.

D: Özür dilerim haklısınız. Neyse size sormak istediğim ilk soru şu: O şarkı sözlerinin hepsini siz mi yazdınız?
J.L: Evet! Yoksa bundan şüphen mi var. Biraz daha az klişe sorular sormanı beklerdim ben senden. Çünkü benimle kendin hakkında konuştuğunda farklı olduğunu söylemiştin. Dinle ben binlerce röportaj verdim. Hayatımda verdiğim en kötü röportaj olmasını istemiyorum bunun.

D: Yine haklısınız. Neyse merak ettiğim bir konuda şu: Ünlü olmak nasıl bir his? Siz ünlü değil de bir idolsünüz milyonların gözünde. Ölümünüzün 29. yılında bile hayranlarınız sizi unutmuyor.
J.L: Aah… Hayranlar. Gerçekten onlar sayesinde bu hale geldim. Bir ünlünün yapması gereken ilk şey hayranlarının isteklerine cevap vermektir. Bunu yapmayan biri sadece egoist olur. Bu
arada ölümümün 29. yılı da ne demek? Şu anda kiminle konuşuyorsun sen ?

D: Garip bir olay ama hayranlarınız etrafınızı sardığında şoförünüze; ”İsterlerse arabayı parçalayabilirler sonuçta bunu onlar aldı” demiştiniz. Bu şimdi baktığımızda gerçekten inanılmaz bir laf. Hele ki hiçbir özelliği olmayan insanlara taptığımız günlerde olduğumuzu düşünürsek.
J.L: Haha. Gerçekten iyi bir laf olmuş. Tabii her erkek özellikle bayan hayranlarını sever. Ama bizi listelerin 1 numarasına taşıyan kişiler hayranlarımızdı. Onlara karşı nasıl acımasız olabilirsiniz ki.

D: Peki aynı hayranlarınız sizi “ Şimdi İsa’dan daha popüleriz” dediğiniz için bir kalemde silerken siz ne düşünüyordunuz?
J.L: Benim yaptığım talihsiz bir açıklama sonucu belki de hak ettiğim bir tavırdı bu. Ancak o zamanın şartlarında düşünürsek gerçekten haklıydım o zamanlar.

D: Ben size kırgınım aslında. Hayatınız boyunca Türkiye’ye hiç gelmediniz.
J.L: Bunun için beni suçlama. Ne yapabilirdim ki. Düşüncelerimiz çok ama çok farklı. Ancak Erkin Koray ile tanışıklığım var. Merak etme biliyorum sizi.

D: Beni bir konuda aydınlatır mısınız? Gerçekten Paul McCartney ile kavgalı mıydınız?
J.L: Tek kelime ile özetlersek Hayır! Paul benim için her zaman iyi bir arkadaştı. Hatta daha ötesiydi benim için. Sana Let it Be albümündeki Two of Us’ı dinlemeni öneririm. Aramızdaki ilişkiyi bundan daha iyi özetleyen bir şarkı yoktur.

D: Güzel bir şarkı gerçekten. Peki ya How do you sleep’i nasıl açıklayacaksınız?
J.L: Bir anlık öfkeyle yazılan saçma sözler. Sen annenle kavga ettiğinde ona hakaret etmiyor musun hiç?

D: Doğru. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Sizin hakkınızda değil de Paul hakkında sürekli olarak öldüğüne dair söylentiler yayıldı. Gerçeği benle paylaşır mısınız?
J.L: Ölmedi. Ölse bile müziği ve hayatı onu ölümsüz kılmaya yetti. Beni de. Bizim o zamanlar bestelediğimiz şarkılardan birini bestelese şimdiki sanatçı dediğiniz şarkıcılar, gerçekten 2000’li yıllara damga vuran kişiler olurlardı.

D: Daha fazla vaktinizi almamak için soracağım son sorum şu. Ölüm nasıl bir his?
J.L: İşte beklediğim soruya geldin sonunda. Keşke daha iyi bir şekilde ölseydim dediğim olmuştu tabii. Ancak 40 yaş gerçekten erken gibi biraz ölmek için. Merak etme canın acımıyor. Hatta sanki derin bir uykuya dalmak gibi. Kimsenin bir daha senin sesini duyamayacağı ve yaşasaydın kıymetini bileceklerini düşündüğü bir zaman dilimi. Ama yaşadığın zaman bu ilgiyi göremeyecek olman da senin için çok kötü. Bazen ölüm yaşamaktan daha iyidir ama bunu yaşamadan öğrenemezsin.

D: Gerçekten anlamlı bir laf oldu bu. Teşekkür ederim Mr. Lennon.
J.L: Ben teşekkür ederim. Ama unutma bunlar sadece senin kafanın içinde geçiyor. Ama bu gerçek olmadığı anlamında gelmez.

Kategori: Röportaj Yorum yok