Dalpi.org
20Ağu/103

Türkçe Pop

Yaz biterken müzik ile ilgili bir yazı yazmalıyım dedim. Bu siteyi Kültür-Sanat üzerine yazmak için açmıştım zaten. Ancak kolay olan gündem konularını seçmiştim. Bir nevi özüme dönüş yazısı oluyor benim için bu. Tabii bütün yaz kulağama gelen gürültüleri müzik olarak nitelendirirmesem bu yazı şöyle biterdi. ¨2010 yılında müzikal anlamda hiç bir şey yoktu.¨ Ancak çoğu kişi bu gürültülere müzik diyor, hatta dinlemeyip laf ettiğim için bana ¨Memnuniyetsiz¨ diyorlar. Bu yüzden bunları müzik olarak yazmak zorundayım.

Yazlardan her zaman nefret etmişimdir. Bunun sebebi Türkçe Pop denilen lanet tür. Yoksa akıl sağlığım yerinde. Bende denize veya havuza (tercihen her ikisinede) girmeyi, güzel kızlara (her ne kadar çok kişi olmasada) bakmayı, güneşlenmeyi; kısaca dinlenmeyi ve eğlenmeyi severim. Ama Türkçe Pop denen müzik gerçekten insanı çıldırtacak türden. Burada Hande Yener'e bir parantez açmak istiyorum. Kendisini pek sevmezdim. Ama twitter'dan takip ettiğim kadarıyla cana yakın birisi. Üstelik yaptığı şarkılar genel olarak Türk Pop'unun dışında. Bu yaz severek dinlediğim tek albümün sahibi Hande Yener. Buradan kendisini tebrik ederim. Benim gibi ¨memnuniyetsiz¨ birisinin bile sevebildiği bir pop albümü yapmak gerçekten zor olmalı. Kabul etmeliyim ki ¨Bodrum¨ ve ¨Sopa¨ uzun bir süredir dinlemekten sıkılmadığım ve hoşuma giden şarkılar. Hande gerçekten iyi bir iş başarmış. Zaten Türkiye'de kafasının dikine giden, başkalarını önemsemeyen nadir kişilerden birisi.

Eski müzik eserleri gerçekten güzeller. Ancak günümüz eserlerinin içi bomboş. Belki de yeni bir tarz bu. Ama ben sürekli sabit bir ¨Beat¨ duymak istemiyorum. Hele bu işlerin ustası Serdar Ortaç'ta müzikten elini ayağını çekmişken daha kaliteli şarkılar duymak istemek sanırım en büyük hakkım benim. Farkındayım. Bir Beatles veya Byrds tarzında ve kalitesinde şarkılar duyamayız yaz mevsiminde. Peki neden? Çıkarılan albümlerin bir çoğu emek gösterilmeden çıkarılmışlar. İsim vermek istemem ama bu tür insanları tanımak çok kolay. Müzikleri ile değil, hayatları ile veya daha doğru bir söyleyiş ile Magazinsel hayatları ile gündemde kalan insanlar. Zaten bir çoğununda müzikal geçmişi yok. Mankenlikten şarkıcılığa devşirme oluyorlar. Sonra da ben sanatçıyım diye konuşuyorlar. Düşünüyorumda Elton John, Keith Richards vs. birer sanatçıysa bu kişiler nedir?

Üzülerek söylüyorum şarkıcılarımızın bir çoğu balon. Fazlaca şişirilmiş, egoları tavan yapmış insanlar. Bedük, Hande Yener gibi bir iki sanatçıda Çöplükte açan çiçekler. Ne kadar ironik ki bu iki sanatçıdan birisine taklitçi diğerine de yabancı özentisi tanımlaması yapıyor. Aa unutmuştum doğru meyve veren ağaç taşlanırdı. Ne megastarlar, ne süperstarlar. Bu ülkenin müzik dinleyicisi sürekli aynı ritme, kopuk anlamsız şarkı sözlerine, bilgisayarlar ile düzeltilen seslere layık değil. Şarkıcılar ellerinden gelenin en iyisini yapmak zorundalar hayranlarının hakkını verebilmek için. Yoksa bugünün imkanları ile benim gibi yeteneksiz birisi bile şarkıcı olur bu ülkede. Farklarını bize göstersinler

Bana söylenen şey şu: Herkes seninle aynı tür müzikten hoşlanmaz. Saygı göstermelisin. Evet saygı gösterdim. Bu gürültüleri müzik katagorisine koymak bile onlara hakkından fazla değer vermektir. Ne acıdır ki fanboyları bu şarkıcılara toz kondurmamakta. Ajda Pekkan ile ilgili bir şey söylediğimde eminim duyacağım hakaretler içinde ¨Vatan Haini¨lafı çıkar bir şekilde. Üzgünüm ama müziği başkalarına ait olan şarkılara kendinin yazmadığın sözleri ekleyip söylemenin benim için bir değeri yok.

Sonuç olarak Türk Pop'u bitik bir türdür. Candan Erçetin ve onun gibi engin bir müzik bilgisi olan gerçek sanatçılara ihtiyacımız var. Yoksa bu gidişle insanlar daha fazla gürültü dinler ve ben daha fazla baş ağrısı çekerim...

Kategori: Müzik 3 Yorumlar
28Tem/101

Adam Haklı Beyler

Başlığımı bir inci sözlük jargonu kullanarak oluşturmak istemezdim. Ama bugün yazacağım olaya söylenecek başka bir şey yok açıkçası.

Fazıl Say'ı hepimiz tanıyoruz. Kimimiz müziği sayesinde uzun bir süredir, kimimiz ise Hande Ataizi ile olan ilişkisinden dolayı. Hande Ataizi sayesinde Fazıl Say'ı tanıyan insan sayısı ise oldukça fazla. Bu durum sanatla ilgimizi gösteriyor bir bakıma. Magazin dünyasına çıkmasaydı kendisini tanımayacaktık belkide. Olay ilişkisi bittikten sonra gazeteler ve televizyonlar neredeyse Fazıl Say'sız gün geçirmedi. Sanatına dair pek az bilgi verilmesine rağmen adamın ilişkisindeki her detay bize gösterildi.

Fazıl Say'ın son dediğinden herkesin haberi var neredeyse. Bilmeyenler için bir daha yazıyorum noktasına virgülüne dokunmadan.

“Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Emek karşıtıdır, duyarsızlıktır ve yaratamamaktır! Etik dışı “yalan dolanla” doludur. Ortadoğu işi, 3. sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Arabesk müziği yapan yapsın! Bu sayfaya tek gık diyeni yukarıdaki sebeplerden hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum.”

Bana göre kesinlikle doğru bir söz. Her kelimesine katılıyorum. Elbette Fazıl Say'ın müzikal zekasının %1'ine bile sahip değilim -her ne kadar kendimi müzik gurusu olarak görsemde- o yüzden yeteneksizlik kısmına laf edemem. Acındırma olayı ise kesinlikle doğru. Kız arkadaşınız sizi terkettiğinde hemen profilinize arabesk şarkılarından saçma sözler paylaşırsınız. Karşınızdakiler size acısın, terkedildiğinizi anlasın ve sizi teselli etsin diye. Yalan mı? Hemen hemen herkes yapmıştır.

Fazıl Say'ın sözünü yorumlamayacağım. Kendisi herkesin anlayacağı basitlikte ve sadelikte yazmış. Okuma yazma bilen herkes bu yazıdaki düşünceyi anlar.

Benim dikkatimi çeken şey ise bugün gördüklerim. Fazıl Say'a ait twitter adresine yazılanlar, edilen hakaretler. Ayıp gerçekten ayıp. Küfrettiğiniz kişi bir sanatçı. Serdar Ortaç, Demet Akalın gibi piyasa şarkıcısı değil. Bir sanatçı. O kişinin ülkemiz adına yaptıklarının %0.1'ini yapsanız kendinizi bu ülkenin kralı olarak görürsünüz. Hem ulu önderimiz, putlaştırdığımız, hakkında atıp tuttuğumuz ama başkası bir kelime etti mi çemkirmeye başladığımız, her 10 Kasımda hatırlayıp sonra unuttuğumuz Mustafa Kemal Atatürk ne demiş: “Sanatkar, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”

Adam bir müzik dehası. Müzikal olarak bir şey diyorsa büyük ihtimal doğrudur. Kendi ¨engin¨ müzik bilginiz ile kıyaslamayınız. Hele kendisini yukarıda dediğim magazin programlarından tanıyorsanız. Asla.

Şunu anlamıyorum. Yıllarca Midnight Express ülkemizin imajını bozdu. Orhan Pamuk ülkemizin imajını bozdu diyenler. Türkün Türkten başka dostu yoktur diyenler bu tepkileri verenler. Savunduğunuz şey Arabesk. Adı üstünde Arabesk. Arap ezgisi demektir. Türk müziği değil. Bize ait bir şey bile değil. Bu saçmalık için mi ülkemizin yetiştirdiği en büyük sanatçılardan birisini ülkemize ve kendimize küstürüyoruz. Her söylediği şeye küfrediyoruz. Yeni bir Midnight Express çekilirse olay çıkarırız. Ama kendi değerlerimizi küstürmekte, meyve veren ağacı taşlamakta üstümüze yok. Ama top bize atıldığında ¨Yok efendim avrupalı başka abi¨ diyoruz her koşulda. Evet bir bakıma doğru. Avrupalı kendi değerlerini ne söylerse söylesin korudu.

Fazıl Say'ın bu lafını John Lennon'un meşhur ¨İsadan daha popüleriz¨ lafına benzetiyorum. Ve üzülerek söylüyorum ki tabu'lar hala var. Şu an bile istediğimiz şey hakkında her kim olursak olalım yorum yapamıyoruz, fikirlerimizi belirtemiyoruz. Belirtirsek de çelik gibi sinirlerimizin olması gerekiyor. Duygusal olanların söz söylemeye hakkı yok.

Ne farkımız kaldı sürekli eleştirdiğimiz dar kafalılardan. Düşünen beyinleri susturmakla ilerlenmediğini anlamamız için daha kaç medeniyet kurmamız gerekiyor. Bize verilen ile yetinip özgün olamaz mıyız? Hadi ama. Küfretmekten daha iyisini yapabiliriz. Buna eminim. İleride bu yaptıklarımız için pişman olacağımızı umut ediyorum. Ama bizde bu kafa yapısı oldukça daha çok kendimizi savunuruz.

Kategori: Eleştiri, Müzik 1 yorum
18May/100

Ronnie James Dio’nun Ardından…


Rock ve Metal müzik dinlemeye başladığım günden beri çoğu kişi bu adamdan bahsediyordu. Çoğu müzik dinleyicisine göre tarihin en iyi vokaliydi. Ölümü hakkında yazı yazmanın gerçekten insanı zorlayacağı bir sanatçıydı Ronnie James Dio.

Herkes bilir Rock ve Heavy Metal'de en iyi sanatçılar hep İngilizlerden çıkmıştır. The Beatles, The Rolling Stones, Led Zeppelin, Pink Floyd, The Who, Black Sabbath, Iron Maiden, Judas Priest ve diğerleri. Ancak İtalyan asıllı bir Amerikalının tarihin en iyi rock vokalisti olması şaşırtıcı bir durumdu. Ronnie James Dio Amerikalılar Heavy Metal yapamaz olgusunu kıran adamdır bana göre. Tıpkı Futbolu bulanlar İngilizler kendi buldukları sporda en iyi değiller ise. Yine İngilizler kendileriyle özdeşleşen bu müzik türünde en iyi vokale sahip değillerdi. Yine İngiltereden çıkan en büyük Heavy Metal topluluğu Black Sabbath kendileriyle beraber isim yapmış Ozzy Osbourne'u bırakıp yerine Dio'yu alacaktı memleketine bakmadan.
2009 yılında Dio'nun kanser olduğu haberi duyulunca yıkıldığımı hatırlıyorum. Ya ölürse diye endişenleniğimi... 67 yaşında birisi için "Mide Kanseri" yenmek için çok zor bir düşmandı. Ama Dio'ya güveniyorduk. Birisi kanseri yenecekse o kişi Dio olmalıydı. Olamadı. En belalı kanser türlerinden birisi olan Mide Kanseri Dio'yu biz dünyalılardan aldı. Arkasında Die Young, Heaven & Hell, I, Rainbow In The Dark, Holy Diver gibi Metal Dünyası için mükemmel eserler bırakarak 68 yaşında bizi bıraktı. Sonisphere 2010'a gelmesini beklerken sağlık sorunları nedeniyle iptal edilmesi benim içimde belki 2011'de gelir diye bir umut oluşturmuştu.
Çoğu kimsenin yapamadığı şekilde hayatını doya doya yaşadı Ronnie James Dio. Herkesin yapmak istediğini yaptı. Ardından dinlenecek eserler bıraktı biz hayranlarına. Umarım gittiğin yeri beğenirsin Dio. Görüşmek üzere...
Kategori: Müzik Yorum yok
25Ara/090

Plak, Cd, Mp 3


Her şey pikap almam ile başladı. Ne yalan söyleyeyim plaklara resmen aşık oldum. Ve size plaklar hakkında bir yazı yazmak istedim. Hatta biraz daha ileri gidip günümüz müzik dinleme teknikleri olan mp3 ve cd'ler ile karşılaştırma gereği hissettim. Burada ki bütün yazılanlar bende plağı, cd'si ve mp3 formatında bulunan The Beatles'ın 1967 çıkışlı efsanevi 1Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band"albümü üzerinden tecrübe edilmiştir.

Plak: Plakların en büyük avantajı inanılmaz ses kaliteleri. Ayrıca farklı bir zevk veriyor insana o plakları dönerken izlemek.Güzel bir ses sistemine bağlanan bir pikap ve plakla hiç duyamayacağınız sesleri duyabilirsiniz albümlerde. Özellikle benim gibi eski müzik gruplarına meraklıysanız plaklar sizin için inanılmaz bir zevk kaynağı olabilir. Dinlediğim kadarı ile çiziksiz bir plak ile sanki The Beatles karşınızda konser veriyor gibi hissedebilirsiniz ki buda oldukça güzel bir durum. Plakların en kötü yanları ise bakımlarının zor olması, fiyatlarının biraz pahalı olması (aradığınız gruplara göre, şahsen benim aradıklarım pahalı geliyor hep) ve taşınabilir olmamaları. Zaten bu eksiklikler yüzünden plaklar müzikteki yerlerini önce kasetlere sonrada cd'lere teslim etmedi mi? Unutmadan fazla dinlenil
diğinde plakların bozulma gibi bir tehlikesi vardır. Aldığınız keyfi kaçıracak yegane unsur bence. Bana kalırsa mutlaka denenmeli sevdiğiniz bir albümü plaktan dinlemek...

Cd: Kimi insanlar tarafından yüzyılın buluşu olarak kabul edilir cd. Koskoca gruplar, oyunlar, filmler küçücük bir diskin üzerinde. Düşünmesi bile heyecan verici. Cd'ler tam anlamı ile orta seviye bana kalırsa. Plakların konforsuzluğunu atmıştır ama onlar kadar kaliteli değildir. Mp3'le
rden daha kalitelidir ama onlar kadar konforlu değildir. Plaklardan ucuzdur ama sözde paralı özde bedava Mp3'ler kadar değildir. Dinlenilmekten bozulabilir ama çok uğraşmanız lazımdır. Ne plak tadı veren nede Mp3 kadar kolay olmayan cd'ler yavaş yavaş piyasadan silinmek üzere. Korsan ve mp3 sektörü cd'lerin plaklara yaptığını şim
di cd'lere yapıyor. İnternet sağ olsun...

Mp3: Geldik günümüzde en çok kullanılan müzik dinleme yöntemi. Müzikal olarak kalitesiz olmasına rağmen bir çok şarkıya bedava erişme imkanı ile müzik sektörünü tamamen çökerten Mp3'lere. Dediğim gibi plakların eksi taraflarını
kendi artılarına çeviren fakat onların artılarını ise eksik bırakan mp3'ler artık her yerde. Telefonlarımızda, Mp3 player'larımızda ve Bilgisayarlarımızda. İyi taraflarından biri ise şu bana kalırsa. Merak ettiğimiz bir grubun merak ettiğimiz bir şarkısını bu şekilde dinleyebiliyoruz. Böylece gruplar için popüler olmak daha kolay oldu.
Ama ne derler bilirsiniz. Popüler olmak her zaman kaliteli olmak demek değildir. Günümüz gruplarından hiç biri bir " Beatles, Pink Floyd, Led Zeppelin, Black Sabbath, Bee Gees, Boney M" tadı veremiyor ellerinde bu kadar popüler olma imkanları varken. Gerisini siz düşünün...
Kategori: Müzik Yorum yok
8Ara/090

John Lennon’un Ardından…


... Ve John Lennon zorlu geçen bir günün ardından eve dönüyordu. Stüdyoya gidip bir iki kayıt yapmıştı. Sonra Rolling Stone dergisinde fotoğraf çekimine gitmişti. En son olarak bir radyoya röportaj vermişti. 80'leri değiştireceğini ve bunu arkadaşlarıyla yapacağını söylemişti. Eski arkadaşları ile hiç bir probleminin kalmadığını söylemişti. Belki Beatles bir araya gelebilirdi kim bilir? Saat geç olmuştu eşiyle beraber evine doğru gidiyordu. Soğuk bir 8 Aralık günüydü. Sabah bir hayranı için son albümünü imzalamıştı. O hayranı hala orada gibi gözüküyordu. Arabadan önce eşi indi sonra kendisi. Apartmana doğru ilerliyordu ancak arkadan "Mr. Lennon" diye bir ses duydu. Dönüp bakamadan sadece sesleri duydu. 5 el silah sesi. Dünyanın en büyük müzisyen ve halk adamlarından birisi 40 yaşında bu dünyadan göçüp gidiyordu vücuduna isabet eden 4 kurşun sayesinde. Eşi Yoko Ono'nun " John sevdi ve sizin için dua etti. Lütfen sizde onun için bunu yapın" lafı ile ölümü basına açıklandı. Beatles'in yaratıcı ruhu 40 yaşında sefillik içinde geldiği dünyadan bir kahraman olarak ayrılmıştı...

Bugün 8 Aralık. John Lennon'un ölümünün üstünden tam 29 yıl geçti. Kendisini hiç tanımama rağmen bana bir kardeş gibi geldi Lennon hep. Onun müziğindeki samimiyeti, sesindeki huzuru ve en önemlisi şarkılarında anlattığı Aşk, Barış, Sevgi ve Toplumsal Eleştiri onu benim için önemli biri yaptı. Kaç tane savaşa gerçek anlamda karşı olan ve onu durdurabilen sanatçı tanıyorsunuz. Ben tanıyorum bir tane. Günümüzdeki sözde sanatçıların aksine Lennon oldukça zeki biriydi. Bunu ünlü "I want to hold your hand(Elini tutmak istiyorum) dedim milyonlar dinledi. Peki neden Give Peace a Chance (Barışa bir Şans verin) demiyim? " lafı ile anlayabiliriz. Yaşadığınız dönemin en ünlü insanısınız ve her konuşmanız barış hakkında. Bu ciddi bir olay.
John Lennon her şeyden önce bir sanatçıydı. Onun bestelediği şarkılardan birini besteleyenlere şu anda ilah muamelesi yaparız büyük ihtimal. Sözü fazla uzatmak istemiyorum. Onu vuran Mark David Chapman hala hapishanede. Büyük ihtimal kendisi bir tetikçiydi. Yada deli. Hala bilinmiyor. Bilinen tek şey şu. 8 Aralık 1980 günü Dünya bir daha asla göremeyeceği bir sanatçıyı kaybetti. All You Need Is Love diyen birisi nasıl öldürülür hala aklım almıyor. Görüşürüz John Lennon. Hep kalbimdesin.
Kategori: Müzik Yorum yok
30Kas/090

George Harrison’un Ardından…


Bugün bir Beatle'ın ölüm yıl dönümü. Doğru Beatles üyeleri de ölüyormuş meğer. İlkini soğuk bir 8 Aralık gecesinde öğrendik.

30 Kasım günü hiç bir özelliği olmayan bir gündü çoğu kişi için. 2001 yılından sonra ise en sessiz Beatle olan George Harrison'ın ölüm yıl dönümü olarak belledik. Harrison az ama öz şarkı besteleyen bir insandı. Beatles şarkılarının pek azının altında onun imzası vardı. Ama o şarkılar hep en hüzünlü ve en duygusal olanlarıydı. Mesela Something, Here Comes The Sun, While My Guitar Gently Weeps gibi. Aynı zamanda en eğlenceli şarkılara da imzasını koymuştu tıpkı Piggies gibi. Bununla beraber grubun deneysel şarkılarının ilkleri yine ona aitti If I Needed Someone ve Love You To gibi şarkılar Beatles için birer kilometre taşıdır.
The Beatles'ın yaşça en küçük olan fakat gerçekten bir yeryüzü meleği olan, birçok yerde açlığa karşı konserler veren bu duygulu sesin anısına 2006 yılında çıkan Love adlı albümde bulunan While My Guitar Gently Weeps düzenlemesini dinlemenizi tavsiye ediyorum. Eminim o da dinlemenizi isterdi. Dünya seni, karakterini, müziğini unutmayacak
Kategori: Müzik Yorum yok
24Kas/090

Freddie Mercury’nin Ardından…


Bugün 24 Kasım. Çoğumuzun bildiği gibi öğretmenler günü olarak kutlanır bu gün. Ancak benim için biraz daha hüzünlü geçer 24 Kasımlar. 1991 yılında rock müzik tarihinin en büyük solistlerinden biri olan Freddie Mercury evinde AIDS sebebiyle hayatını kaybetti.

Benim hayatıma girişi ise komik bir şekilde oldu. Anafen'e gittiğim zamanlar sıkı bir Beatles ve Queen dinleyicisiydim. Rehber hocamız bana sormuştu ne dinliyorsun diye. Bende cevaplamıştım Queen diye. O şaşırarak sormuştu. Solistleri neden öldü biliyor musun? Evet AIDS dedim. Dinleme o zaman dedi. Ülkemizde sırf tercihleri yüzünden inanılmaz bir sanatçıyı bile dinlememiz yasaklanırsa ne anladım müzikten.
Söylenecek söz yok bunun üstüne. Queen dinleyenler bilir. Dinlemeyenler ise eminim ki ismini duymuştur. Rock müziğinin gördüğü en iyi solistti kendisi. Ardından binlerce şey söylendi. Ama size önerim onun için son bir kez, son seslendirdiği şarkıyı dinlemeniz. Eminim hislerinize tercüman olacaktır. İnsanın öleceğini bile bile böyle bir performans sergilemesi gerçekten garip. Günümüzdeki şarkıcı bozuntularına örnek olması dileği ile. The Show Must Go On...
Kategori: Müzik Yorum yok
20Eyl/090

The Beatles- Help!

İçimden hiç bir şey yazmak gelmedi bugün. Sıkıcı bir bayram gününde bilgisayarın başına oturdum. Rastgele bir şarkı dinlemek için WinAmp'ı açtım ve buum. Çalan şarkı The Beatles'ın en sevdiğim şarkılarından biri olan Help!

Şarkı 1965 tarihli Help! albümüne isim veren ayrıca yine aynı tarihli filme de isim veren bir şarkı. Hareketli olmasına rağmen hüzünlü bir şarkı. Aslında melodi neşeli ama sözler iç acıtıcı nitelikte.Yardım için yalvaran bir adamın dilinden yardım aramasını dinliyoruz. Bir Lennon/McCartney yapımı olan şarkı ilk dönem Beatles şarkılarının sonuncularından biri. Bildiğim kadarıyla John Lennon bu şarkıyı hep daha yavaş bir şekilde söylemek istemiştir. Ancak yavaş söylemek bir John Lennon anma konserinde Paul McCartney'e nasip olmuştur.
Şarkıyı yazma nedenim canımın sıkılması ve gerçekten arkadaşlarımdan yardım istemem şu anda. Bütün yazımı rezil eden depresyon sanırım yine depreşti. Yalnız kalarak bu sorunun üstünden gelemem. Bu yüzden Help I need somebody. Help not just anybody.

Şarkıyı dinlemek için tıklayın.
Kategori: Müzik Yorum yok
18Ağu/090

Bob Dylan- Mr Tambourine Man

Bob Dylan’ın adını duyduğunuzda neler düşünüyorsunuz bilmem ama benim aklıma gelen yalnızlığı en iyi tarif eden sanatçı olduğudur. Bu kanıya ulaşmamı sağlayan ise 1965 yılında çıkan Bring It All Back Home adlı albümünde bulunan Mr. Tambourine Man adlı şarkısıdır.

Şarkıyı ilk dinlemem çok ilginç bir şekilde oldu. Şişli Terakki’deki mezuniyet gecemizdi. Arkadaşlarımın beni pek sevdiği söylenemezdi bu yüzden çok eğlenmiyordum. 3 saat boyunca ayakta kalmamız ve benim takım elbise giymiş olmamda canımı sıkan detaylardı. Tören bittiğinde anlaşabildiğim nadir kişilerle güldük eğlendik. Bir daha onlarla buluşamayacağımı bilmiyordum tabii. Eve döndüğümüzde annemle babam hemen uyudu ama benim garip bir şekilde enerjim vardı. OKS’den kurtulmuş, nefret ettiğim Şişli Terakki bitmişti. Nereden bilebilirdim o günleri mumla arayacağımı. CNBC-E’nin o akşam gösterdiği 1995 tarihli kült film Dangerous Minds. Filmin konusu ise bir öğretmenin döküntü bir okula gidip öğrencileri toparlamasıydı. Filmin bir sahnesinde edebiyat dersinde hoca Bob Dylan’dan bahsediyordu ve öğrencilerinden bu şarkıyı incelemelerini istiyordu. Şarkıyı ilk kez o zaman duymuştum.

Şarkı gerçekten harika bir eser. Dediğim gibi yalnızlığı bu kadar iyi anlatan bir şarkı daha dinlememiştim. Tamamıyla yalnız, yapacak hiçbir şeyi olmayan, umutsuz, gidecek bir yeri ve kimsesi olmayan bir adam anlatılıyor. Bob Dylan’ın bu işten oldukça para kazanmasına rağmen paranın mutluluk veya çevre getirmediğini anlayabiliyoruz buradan.

Kimi çevrelerde bir şarkı daha çalması istenen Tambourine Man’in uyuşturucu satıcısı olduğu söylenir. Doğru olabilir veya olmayabilir bilemem. Ama şarkıyı dinlediğimde soğuk bir gecede üstünde sadece bir gömlek ve pantolonla ağzından buharlar çıkararak nereye gideceğini bilmeyen yalnız bir adam gelir hep gözüme. 9. sınıfta servistekilerin benimle dalga geçtikten sonra kulaklığımla dinlediğimde kendimi bu adamla özleştirmiştim. Evdeyken, yoldayken, yada her nerde olursanız olun mutlaka dinlenilmesi gereken bir şarkı olarak düşünüyorum bu şarkıyı. Eğer üstüne de The Beatles’ın Nowhere Man adlı şarkısını dinlerseniz kesinlikle o gün hayatınıza farklı bir pencerede bakacaksınız.

Şarkıyı dinlemek için tıklayın.

Kategori: Müzik Yorum yok
25Tem/091

BackMasking

Özellikle Rock ve Pop Müzikte birer şehir efsanesi olarak kulaktan kulağa dolaşan bir konudur BackMasking. Günümüzde bazı muhafazakar kesim gazetelerin yaptığı saçma haberlerle adını duyuran BackMasking dinlediğimiz şarkıları tersten çalınca çıkan anlamlı mesajlar olarak nitelendirilebilir. Birçok Beatles, Led Zeppelin ve Pink Floyd şarkısında bu tür mesajlar bulabiliriz. BackMasking Beatles’tan Iron Maiden’e Michael Jackson’dan Doors’a kadar uzanır. Günümüzde hala birçok site şarkılardaki gizli sözleri duymak için şarkıları tersten dinleyip araştırma yapmaktadır.