Fanatizmin Körlüğü
Bin kere söyledim bin kere daha söylerim. Futboldan hoşlanırım, izleyenlere de saygı duyarım hatta hayat biçimi haline getirenlere de saygı duyarım ama futbol gibi zevkli bir sporu insanlara hakaret etmek ve en basit tabir ile ayrımcılık yapmak için kullanan insanlara saygı duyamam. Yaklaşık 1.5 aydır biz-siz muhabbetleri gırla gidiyor. Derler ya ¨Kardeşi kardeşe kırdırmak¨ tam anlamıyla öyle demek isterdim. Fenerbahçeli olsun Beşiktaşlı olsun Trabzonlu Bursalı olsun tüm herkese saygı duyduğumu, kardeşlik duyguları beslediğimi söylemek isterdim ama onların yaptıkları belki de biz siz ayrımını yaptı demek zorunda hissediyorum.
Sessizlik
Seçim zamanı yaklaştı etrafta bu yüzden yüzlerce seçim arabası var. Hepsi sesi sonuna kadar açmış bangır bangır. Her partinin ve artık neredeyse her bağımsız adayın bir seçim arabası var. Gürültüden başka hiç bir işe yaramayan arabalar. İçlerinde oturan adam böğürüyor. Dışarıdakiler ne dediğini anlıyor mu diye düşünmeden bağırıyor. Sadece gürültü kirliliği yapmak için yapıyor bunu diye düşünüyorum ben. Ne güzel olurdu değil mi İstanbul 3. bölgeden aday olanlar bir televizyon kanalına çıkıp partilerini veya kendilerini temsil etseler. Bağırmadan bizimde kafamızı şişirmeden...
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
John Lennon'un ¨Woman Is The Nigger Of The World¨ isimli bir şarkısı vardır. Bilenler bilir bilmeyenlerin de özellikle dinlemesi gereken bir şarkıdır. Burada şarkı hakkında yorumda bulunmayaca
ğım. Zaten dinlediğiniz zaman sözlerinin ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz. Benim burada bahsetmek istediğim şey kadınların toplum içindeki yeri. Bahsedeceğim şey beni gerçekten kaygılandırıyor. Hepimiz kadınları görüyoruz ama kaçımız gerçekten onların çektiği zorlukları anlamaya çalışıyoruz. Bunun eğitim ile alakası olduğunu düşünmüyorum. Kadınlara kötü davranmak, onları horgörmek, sadece cinsel bir meta olarak düşünmek ataerkil toplumlarda en çok görülen davranış. Çok yaygın olması bunu meşru kılmaz.
Televizyonda her gün görmeye alışık olduğumuz insanlardır kadınlar. Bazen spiker olarak karşımıza çıkarlar hayallerimizi süslerler. Asla tanıyamayacağınız insanlardır ve size ulaşılmaz gelirler. Tanısalar bizleri de çok severler gibi salakça bir düşünceye kapılırız. Onların kişiliği, karakterleri yoktur sanki. Meşhurlarsa hayranlarına, sevenlerine iyi davranmak zorundadırlar.. Ne kadar modern ve güzeldirler. Ancak sundukları haberlerde gördüklerimiz kadınlar acınacak haldedirler. Kocaları tarafından dövülenler, vurulanlar, pazarlananlar, taciz edilenler... Yazık deriz. Sonra akşam yemeğimize döneriz. O güzel kadınların sunduğu program biterken o kadınları hatırlamayız bile. Onları hayat unutmuş. Onlar insanca muamele görmeyi unutmuş. Biz mi hatırlayacağız onları? Kesin hatalıdırlar diye düşünürüz. Hatalı olmasalar kocaları hiç bir fiske bile vurur mu? Hem koca bu. Hem döver hem sever...
Hepimiz Irkçıyız
Söze İsrail'in yaptığı şeyin insanlık dışı olduğunu belirterek başlıyorum. Böyle bir şey olmamalıydı ama oldu. Yaşananlar ve İsrail'in açıklaması gerçekten utanç verici. Ünlü "Ağlama Duvarı"'nda ağlayacaklar İsrailliler yaklaşık 20-30 yıl sonra.
Olayın görünen kısmını geçtikten sonra gözlenen kısımları hakkında yazmak istiyorum. Bu hafta içinde yine eylemler başladı. Artık bize rutin gelen "diplomatik kriz" yine oluştu. Ama alıştığımız için artık belli bir hissizleşme meydana geliyor insanlarda. Yada aşırı tepki verme. Peki İsrail'e tepkiyi nasıl veriyoruz? Ortalığa Filistin bayrakları açarak, İsrail bayrağı yakarak, Facebook'ta saçma salak gruplara katılarak. Aaa unutuyordum doğru. Facebook'taki gruplar saçma değildi değil mi? Her gün Hitler'in sözünü görmekten yada Necip Fazıl'dan alıntı görmekten midem bulandı. Bunu yapanları anlamıyorum gerçekten. Git eylemlere katıl. O bile mantıklı. Hitler'in sözünü bize hatırlattığında eline ne geçiyor. Benim Vay be Hitler haklıymış. Hemen gamalı haç takıp Yahudi mi öldüreyim dememi mi bekliyorsunuz.
Türk halkı kola gibidir. Açıldığımızda gaza geliriz. Bütün dünyayı yönetiriz, israil'i boykot ederiz, Amerika'ya demediğimizi bırakmayız. Ancak olayın üstünden 2-3 gün geçince gazımı kaçar. Gazımız kaçınca o boykot ettiğimiz yerlerden çıkmayız. Yüzümüzde suratımızın yarısını kaplayan güneş gözlüklerimiz ile.
Burada İsrail'i savunmuyorum. Ama Filistin taraftarıda değilim. Benim derdim hiç olmayan Dünya Barışı. Bizi 1. Dünya Savaşında İngilizlere satan Araplar için ağlayacak halim yok. Biliyorum aynı Araplar bizi 70'lerin sonunda petrol krizinede soktu. 1 damla petrole muhtaç hale getirdi. Veya 1 sent'e. Zamanında onlar para karşılığı İsrail'e topraklarını sattılar.Belkide onlar yüzünden bu ülke 12 Eylül'ü yaşadı. Biraz sert bir ifade oldu ama o karanlık zamanların yaşanmasında onların etkiler azımsanamaz. Eğer bizi İngilizlere satmasalardı eminim bu halde olmazlardı.
Hayır hayır yahudi de değilim. Tek dediğim "Barışa bir şans verin." Tıpkı John Lennon!un 40 yıl önce dediği gibi. Bu ülkede hümanizm suç sayılıyor bu günlerde. Fikrimi söylediğim zaman "sus ulan hümanist" diye tepki bile aldım. Hatta daha küfürlüsünüde. Sorun burada değil.
Asıl sorun savaş isteyen zavallılarda. Her olayda savaşalım savaşalım diye atlayanlarda. Savaşmanın oyunlarda gibi olduğunu düşünen çocuk zihniyetlilerde. Savaşmak iki tarafada acı verir bunu bilmeyenlerde. Savaşırken öldüğünüzde, oyunlardaki gibi bir sonraki tur ayağa kalkmazsınız. Arkanızda ağlayan bir sürü kişi bırakırsınız. Buna hazır mısınız? Ölmeye yada ağlamaya? Hiç sanmıyorum. Hazırım diyenler ise kendilerini kandırmasınlar. Lütfen.
Eğer bir savaş açılırsa bu Türkiye'nin bölünmesi tehdidi üzerine açılır. Araplar için açılmaz. Hükümet bunun farkında. Bu yüzden Facebookta'ki savaş gruplarının pek bir mantığı yok bence. Bırakalım gazları geçsin. Eğer savaş çıkarsa da ben, atalarımı öldüren Arapların para ile satıp sonradan çıkmadığı topraklar için savaşmam. Üzgünüm cCc Savaş cCc diye çemkiren salon savaşçıları. İki gün sonra Steven Spielberg'in yahudi propagandası yapan filmlerini izleyip ağlamayın "nasıl eziyet görmüş bunlar?" diye. Çünkü ben sizler için ağlayacağım "nasıl bir toplum böyle olabilir?" diye
Yazıklar Olsun
Malum Türkiye son 1-2 haftadır Deniz Baykal'ın veya ona benzeyen birisinin görüntüleri ile çalkalanıyor. Bazı kesimler bu işi CHP'nin organize ettiğini söylerken bazılarıda bu işi AKP'nin yaptığını iddia ediyor. Hatta bu işi bizzat Nesrin Baytok'un planladığını söyleyenleri de duydum.
İsteyen istediğini yapar beni ve hiç kimseyi ilgilendirmez bu. Ama kafama takılan 2-3 nokta var. Onları sizinle paylaşmak isterim.
1. olarak aklıma takılan şey şu. Bir atasözümüz vardır "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar." Deniz Baykal gibi önemli bir partinin liderinin böyle bir sorumsuzluğu nasıl gösterdi? Sıradan bir partinin lideri bunu yapsa iğrenç bir durum olurdu. Ama Atatürk'ün bizzat kurduğu partinin lideri bu skandala imza atınca insanın ister istemez midesi bulanıyor. Baykal'ın Kurtlar Vadisinden alıntı olan "Sonunu düşünen kahraman olamaz" saçmalığına inandığını sanmazdım. Ancak bu kasetlerden daha fazla olduğunu duyduğumda artık eminim. Baykal kendi zevki yüzünden Türkiye tarihinin en büyük partisini düşürdüğü bu durum kabul edilemez. Yaptığı bana kalırsa başta Atatürk'e, İsmet İnönü'ye, Bülent Ecevit'e ve Cumhuriyet'in kurulmasında payı olan herkesin anısına çok büyük bir saygısızlıktır. Baykal gibi göz önünde bulunan birisinin böyle bir şey yapmaması gerekirdi. Eğer yaptıysa da bir erkek gibi sorumluluğu kabullenmesi gerekirdi. -Nasıl Adnan Menderes'in boğazına yapışan ben değilim yada Bülent Ersoy'un hakkımda söyledikleri yalan dediği gibi- Korkakça kaçarak, Montaj, Komplo diyerek olayı kapatamazsınız. Eğer kaset gerçekten montaj çıkar ve Baykal aklanırsa kendisinden bizzat özürümü de dilerim. Bu yazıyıda silmem; utanç belgesi olarak saklarım. Kasetin sahte olduğu ispatlanana kadar bence Baykal evinde otursun bu şarkıyı dinlesin.
2. olarak beni endişelendiren şey şu. İngilizce'de "fanboy" olarak geçen, bir şeye karşı körükörüne bağlılık taşıyan kişiler. CHP'yi destekleyen çoğu kişinin sevmediği biriydi Baykal. Evinin önünde açlık eylemi yapılan Baykal. Önyargılar kötüdür. CHP'nin Baykal harici bir lider ile başarısız olucağını düşünüyor olabilirler. Bilemem. Ben doğduğumdan beri Baykal CHP başkanıydı zaten. İstifa eden birisini dönmeye ikna etmeye çalışmak bana kalırsa o kişinin aldığı kararı ciddiye almamaktır. Zaten böyle iğrenç bir şeyin ortaya çıkması yeterince kötüyken. Bu olayın öznesi olan kişiyi CHP'nin başında görmek istemem açıkçası. Aklı başında her vatandaşta benim gibi düşünüyordur "bence." Açıkçası ben Baykal'ın evinin önünde açlık grevi yapanların yada istifa üzerine ağlayan milletvekillerinin samimi olduğunu düşünmüyorum.
Samimiyet olmadan başarıya ulaşılmaz. Bu ülkenin en büyük sorunuda bu zaten. Samimiyet derken " Hacı N'aber" samimiyeti değil. Eskiden anlatırlardı, bu ülkede insanlar camları açık, kapılarını kitlemeden yatarlarmış. Samimiyet olmayan şimdiki zamana bakıyoruz. Her evde Alarm Sistemleri var. Hepimiz kendi duvarlarımızı örüyoruz birbirimize karşı. The Wall albümünü resmen ülke olarak yaşıyoruz. İleride "samimiyet" üzerine bir yazımda olacak.
Beni sinirlendiren şey ise 3. olarak kafamı kurcalayan... Basın. Evet basın. Hayatımda Türk Basını kadar kokuşmuş bir şey daha görmedim. İleride basınmız ile ilgili görüşlerimizide yazacağım. Ama bu olaydaki basının rolüne gelirsek eğer. Evlerimizde Televizyon izlerken dikkatimizi çekmiştir belki. Bir grup Baykal'ı savunurken diğer grup Baykal'a Allah'tan Kitaptan korkmaz diyor. Basında denge yok. Gazeteler, Televizyonlar, Yazarlar... Hepsi belli bir ideolojiyi savunmaktan gözleri kör olmuş. Savundukları kendi fikirleri olsa bişey de söyleyemeyeceğim. Patronlarının -yada daha kötü bir tabirle sahiplerinin- fikirlerini bizlere empoze eden satılık kalemler olduğu sürece bu ülkede Kemal Kılıçdaroğlu'nu da harcarlar senide harcarlar benide harcarlar.
Unutmadık

Bugün 10 Kasım. Ne söylenebilir ki? Söyleyeceğim her şey zaten daha önce söylenmiştir muhtemelen. Yazabileceğim tek şey kendi düşüncelerim. İfade etmekten korkmuyorum ben ciddi ciddi Mustafa Kemal Atatürk'ü hak etmediğimizi düşünüyorum. Yaptıklarımıza bakıyorum ve gerçekten biz onu hiç anlamamışız. Bu ülke sadece törenlerde sevilmez. Boynunuza Atatürk rozeti takarak onu anladığınız sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Böyle bir liderin kurduğu ülkenin vatandaşları olarak daha bilinçli ve kültürlü olmamız gerekirdi. Şimdi yaptıklarımıza bakalım ve düşünelim lütfen. Karşımızda Mustafa Kemal olsaydı. Bize sorsaydı " Ne yaptınız ülkeyi? Nedir bu haliniz?" Onun gözlerinin içine bakarak cevap verebilir miydiniz? Yoksa sadece başınızı öne eğip yere mi bakardınız?
Para Kazanıyorum Ben Bu İşten
Efe Aydal'ın konu ile ilgili videosundan sonra yazılacak pek bir şey yok bence bu "Basın Özgürlüğü" hakkında. Ama benimde söylemek istediğim birkaç şey var.
Biz Olayı Yanlış Anladık Sanırım
Bugün aldığım bir haber beni planladığım test çözme eylemini yapmama engel oldu. Myspace va LastFM sayfalarına Türkiye'den erişimin yasaklandığınıı gördüm. Aklıma gelen cümleler "Nasıl ya? Peki Amatör Müzisyenler yada Yuh artık" olmadı. Sonuçta buna alıştık artık. Peki ya bizim tavrımız ne kadar doğru? İlk zamanlar Youtube kapatıldığında verdiğimiz tepkiyi hatırlıyorum. Olağanüstüydü. Sonraları Youtube açıldı kapatıldı yalama oldu. Bizde yaratıcı zekamızı kullanarak kendimize alternatif yollar bulduk. Ktunneller, Youtube Jackerlar, DNSler. Derken biz olayın özünü unuttuk.
İnternet özgürlük demektir. Biz ise olayı yanlış anladık. Sadece kendimize özgür sandık. Bizle aynı fikirde olmayanları teker teker engelledik. Atatürk düşmanı video için koca Youtube'u kapattık. Atatürk düşmanı guruplar olduğu için Geocities'i engellettik. Hakkımızda kötü yazılar yazılmasın diye Blogger'a erişimi kaldırdık. Kala kala gireceğimiz siteler azaldı. 2 güne kadar DNS ayarlarımı değiştirmeden sitemi güncelemek benim için bir hayaldi.
Peki bu konuda ne yapmalı? Yapcak o kadar çok şeyimiz ama bununla paralel olarak o kadar az cesaretimiz var. Türk Halkı maalesef yasaların koyduğu İnternet'in kölesi olmuş durumda. İnternet'i denetlemek zordur. Ama bu nasl bir mantıktır. Myspace'in nasıl bir zararını gördüler aklım almıyor. Korsan müzik deseler sanatçılar kendileri koyuyor şarkılarını siteye. LastFM'de aynı mantık. Eskiden bir reklam vardı hatırlarsınız. İnternet= Superonline diye. Bizde İnternet= Bu Siteye Erişim Mahkeme Kararı ile Engellenmiştir.
Bazen düşünüyorum da Türkiye'de yaşamak kadar saçma bir durum yok. İran'da Twitter'a erişim engellendiğinde şaşırıyordum. Ama maalesef ülkemiz Avrupa'nın İran'ı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bizim elimiz kolumuz bağlı olmamasına rağmen öylece oturmayı tercih ediyoruz. Yolumuza bir duvar koyulmuş ve biz duvarın etrafından dolaşıyoruz. Ama farkında değiliz ki bu duvarı yıkmak bizim elimizde.
Özetle; İnternetimizi sevelim koruyalım. Başımızı derde sokmayalım. Ülkemizi sevelim ve saçları kestirelim. Ülkemizin geleceği biziz. Çocuklarımız bize ne der bir düşünün bakalım. "Baba siz ot musunuz? Neden size verilenle yetindiniz?" Ama yok. Biz Olayı Yanlış Anladık.
Üzgün, Masum ve Aç Cem

Harika bir gün değil mi? Cem Garipoğlu yakalandı. Dünyanın en tehlikeli suçlusunu 197 gün sonunda yakalayabildik. Hem de yeni bir suç işlemeye kalkarken… Dünya gerçekten garip bir yer. Buna karşılık Türkiye gerçektende daha garip bir yer. Görende bizi tüm Dünyanın peşinden koştuğu tehlikeli bir suçluyu yakaladı sanacak. Yakaladıkları insan benden 4-5 ay büyük biri. Suçun işlendiği tarihe bakarsak ise tam benle yaşıt olduğunu göreceğiz. Demek ki bende sevgilimi işkence ederek öldürürsem 197 gün boyunca kaçabilirim. Eğer sevgilim olsaydı bu yazıyı görüp benden ayrılmak isterdi. Ama madem ki yok bunları ifade etmekten korkmuyorum pek.
Cem Garipoğlu Bahçelievler’de teslim oldu(!) Demek ki beyefendimiz kaçmaktan sıkılmış ve teslim olmuş artık. Tabii canım buda bir oyundu zaten. Birazdan Michael Jackson’un Thriller klibindeki gibi Münevver’de çıkacak zaten. Beni asıl uyuz eden Cem’in avukatının “sucuk ekmek” ve “çocuk” kelimelerine yaptığı aşırı vurguydu. Eğer bir suç işlersek ve üstüne sucuk ekmek alıp teslim olursak masum oluyoruz. Çok ilginç bir Hukuk anlayışı var ülkemizin. Avukat olmak isteyen ben bile artık şüphe duymaya başladım bu tercihimden. Üstelik suçta ufak bir hırsızlık veya küçük bir şey değil. Kasıtlı olarak, işkence ederek, hunharca genç bir kızın ölümüne sebep olmak. Bu kısım artık insanın midesini bulandırıyor. Bir kısım medya Münevver’in babası Süreyya Karabulut’un kendi içinde dengesinin bozulması ile Cem’i aklamaya çalışıyor. 197 günlük bir ev hapsi yetti bütün olayların unutulmasına. Kim bilir belki 25 sene sonra İstanbul 2.Bölge’den milletvekili olur Cem Garipoğlu. Olmayacak şey değil. Sonuçta o halktan biri. Bakın saçlar 3 numara ve Tarikatçı sakalı bırakmış. Üstelik acıkınca sucuk ekmek alıyor. Kesinlikle bizden biri. Ama ben ona oy vermezdim. Hem Cem isimli elemanları maalesef pek sevmem. Hem medyadaki bazı ünlüler yüzünden, hem Terakkide en sinir olduğum insanın adının Cem olması yüzünden. Aslında Terakkideki Cem’de aynen böyle bir tipti. Kim bilir oda ilerde bir cinayet işler. Küçük dağları kendisi yaratmış sanan, 5. Sınıfın son günü bana gelip bağışlanmak ister misin? İstersen affedilenler listeme girebilirsin diyecek kadar benmerkezci. Herkesi parasıyla yada doğrusunu söylemek gerekirse “Ailesinin kazandığı ve başımızdan git diye ona bolca verdikleri” para ile satın alabileceğini düşünecek kadar züppe.
Çoğu yerde geçiyor. “Türkiye’nin Hukuk bitirme sınavıdır Cem Garipoğlu” diye. Pek inanmıyorum ben bu işe. Cinayet işlendikten sonra hemen yargılanması gerekirdi bence. Bir sürü söylenti çıktı. Yok Ermenistan’da yok Rusya’da yok kimlik değiştirdi. Bakın işte sonuç Valimiz ile aynı semtte oturuyormuş meğerki. Ataköy-Florya.
Buradan sonra yazacaklarım başımı belki belaya sokabilir ama kim takar ki artık. Ben zaten polislerden umudu kesmişim. 2 sene önce evimize bir hırsız geldi. Ve sağ olsun bir sürü değerli eşyalarımızı ve nakit paramızı alıp götürdü. Doğal olarak polisi çağırdık ve 2 kişi geldi. Bir ilgisizlik bir vurdumduymazlık. Herhalde düşündükleri aynen şunlardı: Off yine mi bir iş ya. Bıktım bunlarla uğraşmayı. Prosedür neydi?” Olayın zamanını söylemek isteyen tanıkları bile dinlemeden 20 dakika da çekip gittiler. Alınan parmak izleri sadece bizimdi. Cüzdanımın üstünde büyük ihtimal parmak izleri vardı ama bakmadılar bile. Böyle bir sistemde Cem’in teslim olması inanınki benim aklıma yatıyor. 197 gün kaçmak inanınki zor değil Türk Polisinden. Belki bu yazdığım son yazı olacak. Yarın evimize gelip beni yaka-paça alabilirler içeri. Bilemeyiz tabiî ki.
Konuyu toparlarsak Türkiye en büyük sıkıntısı olan 17 yaşındaki insandan kurtuldu. Ama 29 yıl önce başka bir 17 yaşındaki insanı adam öldürdüğü kesin olmamasına rağmen asmıştı. Bakalım aynı ülke bugün 17 yaşındaki apaçimize ne yapacak? Cem’i ilk gördüğümde aklımda beliren düşünce buydu: “Ulan tipsiz herife bak. Dişinde teller ve olmayan tipi ile benim hayatımda görmediğim kadar kız ile çıkmış gezmiş dolaşmış.” Para sen nelere bedelsin. Cem’e günde 2000 lira veriliyormuş diye bir haber çıkmıştı zamanında. Eğer doğruysa paranın ve inanılmaz şişkin bir egonun nelere yol açtığını umarım görmüşüzdür. Başka Münevverler olmaması için burada en büyük sorumluluk ailelere düşüyor. Çocuklarınıza sahip çıkın ve onların mükemmel olmadıklarını anlamalarını sağlayın. Yoksa zengin insanlar kişisel zevkleri için ekonomik durumu iyi olmayanları avlayıp klasik bir cevap olan “Parasıyla değil mi kardeşim?” demeye başlar.



