Dalpi.org
28Kas/110

Kendin Olabilmek

Hayatımın en kafası karışık dönemini geçirmiş bulunuyorum şu son 2 ay itibariyle. Vizelerden tutun histerik kıskançlıklarla, kararsızlıklarla, başarısızlıklarla ve en önemlisi umutla dolu son 2 ay. Her başarısızlıkla umudun azaldığı, azalan umut ile bilrikte hırslanmak, hırslanınca verilen mantıksız kararlar ile dolu bir 2 ay.

2 Ay sözde kısa gibi geliyor. İki ayda ne yaşamış olabilirsin ki diye sorulursa vereceğim cevap ne sizi tatmin eder ne de beni. 2 Ayda aşık olmadım, bir yakınımı kaybetmedim, hiç kimseye elveda demek zorunda kalmadım, intihar girşiminde bulunmadım… Ama bu iki ayda kendim üzerinde düşünme fırsatı buldum. Nereden geldiğimi, pişmanlıkarlımı, başarılarımı… Kim olduğumu ve kim olmak istediğimi düşündüm. Yeniden farkına vardığım şeyler beni hiç şaşırtmadı. Ben hala aynıyım. 9. Sınıftaki tuhaf, antipatik ama ışığı olan çocuk. Değişmemiştim. Zamanın, arkadaşım dediklerimin ve insanların değişmesinden olabilecek en az zararla kurtulmuştum. Kenim olarak kalmıştım. Başkaları ile aram iyi olsun diye söylediklerimden vazgeçmemiştim.

İnsanlar değişir. Zaman- Mekan değişir. Davranışlarımız, tepkilerimiz değişir. 1 ölümde ağlarız ama 1 milyon ölüm ilgimizi çekmeyen bir istatistiktir. Değişmeyen tek şey ise karakterdir. Karaktersiz insanlar karakterlerinin değiştiğini öne sürer. Karakterlerini sanki pis bir gömlekmiş gibi kirliye attıklarını, mağazadan son moda bir gömlek alarak olmak istedikleri kişiye büründüklerini düşünürler. Yalanlarına o kadar inanırlar ki çevrelerindekileri de o yeni karaktere büründüklerine ikna ederler. Her yerde karşımızda bu insanlar. Kendilerinden, çevrelerinden, değiştiremeyecekleri şeylerden utanan insanlar…

7. Sınıfta Cihan'a yumruk attığım için pişmanım. 8. Sınıfta yine aynı arkadaşarımın kıymetini bilmeyip popüler olan tipler ile beraber olmaya çalıştığım için pişmanım. Hatalarımdan ve sonuçlarından dolayı pişmanım. Ama kendim olmaktan asla pişman değilim. Karakterim yüzünden yaşadığım kayıplardan dolayı pişman değilim. Hatta onları kayıp olarak nitelemek bile saçma geliyor. Özellikle Amerikan Filmlerinde duyduğumuz ¨hatalarınla bir erkek gibi yüzleş¨ repliği bu durumu ifade etmektedir. Kendi hataların için pişmanlık duymak ve onları düzeltmeye çalışmak bir erdemdir. Ama hata yapmamak için benliğini, kişiliğini değiştirmeye çalışmak en başından geri dönüşü olmayan bir hata ve ahmaklıktır.

2 Aylık bir süreç bir öğretiyi benimsemek, bir dine inanmak, hayatın anlamını çözmek, nefret etmek veya aşık olmak için çok ama çok az bir süre. Ama kendinle yüzleşmek için yeterli hatta uzun bir süre. Yaptığın hatalardan (en azından bir kısmından) ders alınabilecek bir süre. Ben bu 2 ayımı kendin olmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu öğrenerek kaybetmedim. Kendime güvenimi yeniden kazandım. Kendim ile hayallerimdeki kişi olarak değil de gerçekten ben olarak yüzleştim. İç huzuru yakalayamadım ama onun peşinde değildim zaten. Kimse mükemmel değildir. İnsan olmak içinde fırtınaların kopması demektir.

Eskiden çoğu kişi benim adıma umutluydu. Yüksek bir potansiyelim olduğu söylenirdi hep. Bu 2 ayda o potansiyeli koruduğumu, istesem (her ne kadar bu özelliğimi kaybettiğimi düşünsem de) iyi yazılar yazabilidğimi yeniden keşfettim.

Sözün özü: Herkesin kendisini değersiz ve işe yaramaz hissettiği anlar olabilir. Özgüvenin sınandığı bu anlar karakterliler ve karaktersizler arasındaki farkı ortaya çıkarır. Bı sınama döneminde beni her zaman destekleyen dostlarım sayesinde çıktım. Gerçek dostluklar zincir gibidir. Çıkarınız olmadığı için birbirinize minnet duygularınız ile bağlısınızdır. Minnet duygusu sizin aranızdaki zincirdir. Eksikliklerinizi tamamlarsınız. Çıkar ilişkileri ve anlık ilişkiler ise pamuk ipliğine bağlıdır. O an ortak bir çıkarınız varsa kendinizi dost sahibi olarak hissedersiniz. Ortak çıkar kaybolduğunda ise ne dostluk kalır ne de saygı. Öenmli olan da gerçek dostlara sahip olmak ve bunun farkında olmak değil midir zaten?

Yorumlar (0) Geri izlemeler (0)

Yorum yapılmadı.


Leave a comment

(required)

Geri izleme yok.